Yükleniyor...
Buradasınız:  Anasayfa  >  Bilim  >  Güncel Yazı

Mayaların Korkutan Beşinci Kehaneti Doğru Mu?

Tarafından   /  21 Ağustos 2012  /  12 Yorum

No Gravatar

 

 

Zaman ilerledikçe tarihin derinliklerinden günümüze tanıklık edercesine gizlenen belgeler, arkeolojik araştırmalar sonucunda bulunmakta ve o dönemlere ait yaşam geleneklerinin bazı bölümleri de bu araştırmalarla ortaya çıkmaktadır. Yer kabuğunun her tarafında bitmeyen bir maratonla yürütülen kazılar, araştırmalar ve benzeri konularda yapılan konferanslarla çağa yol gösterecek buluntular elde edilerek önemli ayrıntılar belgelenmektedir.

Hiç kuşkusuz Meksika çevresini kaplayan volkanik tablo nedeniyle bir zamanlar o bölgelerde var olan kültürleri ortaya çıkarmak isteyenlerin en çok zorlandıkları alanlardı. Jeolojik araştırmalar sonucu Meksika çevresindeki volkanik konumun özellikleri incelendiğinde en büyük gaz kemerlerinin oralarda bulunmasına işaret olarak belirlendi. Platonun volkanik alanlarında görülen “gaz kemerleri” Büyük Pasifik sularında bulunan gaz kemerlerinin özelliklerini taşıdıkları hatırlatılır. Sonuç veren araştırmalarla okyanuslar altından geçen gaz kemerlerinin doğal felaketler karşısında yeni patlamalar yaratması tahribatların hızlandırması şeklinde düşünülüyor.  Uzun bir bekleyişten sonra Meksika platosunda yapılan kazı ve incelemelerle William Nive tarafından bulunan tabletlerde görülen sembollerin James Churchward’ın Tibet’te gördüğü ve “Naa-cal” dili olarak belirtmeye çalıştığı bir formülle içiçeydi. Meksika vadisinde bulunan taş tabletlerdeki veriler yaşayanların önemli bir uygarlık kurduklarına işaretti… William Niven’in bulduğu taş tabletlerin 12 bin yıla ait olduğu fikri ortay çıktı… O sıralarda C-14 karbon testi uygulanmadığı için tarihlendirmelerde oldukça güçlükler çekiliyordu. Mu’nun batışından çok önceleri kıtadan ayrılanların birçok alanlarda koloniler ve kent devletleri kurdukları “Naa-cal” tabletlerin çözümüyle gün yüzüne çıkmıştı. Kıtadaki göçler Güney Amerika, Orta Amerika, Peru, Venezuela, Brezilya, Arjantin, Paskalya adası, Atlantis, Kanarya adaları, Azor adaları, Batı Avrupa, Fransa, Güney Avrupa, Grek ve Mısır’a yapılmış olduğu ileri sürülmektedir. Anakıta olarak da adlandırılan “Mu” kıtası felaketlerle baş başa kalmadan önce James Churchward’ın araştırmalarına yeni bir seçenek katan Hans Stefan Santesson, bölge insanlarının on ayrı koldan göç ederek çeşitli kolonilere ayrılmış ve bunların içinde kent devletleri kurduklarını açıkça ifade eder. Özellikle Güney Amerika, Peru bölgelerine yapılan göçlerle en azından devletleşmenin önü açılmış ve göç edenler beraberinde Anakıta’nın kültürünü de taşıyarak akıllara durgunluk veren bir devamlılık sağlamışlardı. Araştırma metinlerinde bu göçlerin Amazon denizi adını verdikleri “Amazon nehri”nden geçerek batıya doğru yapılmış göçlerin devamı şeklinde görülmektedir. Bu göçlerle oluşan yeni kent krallıklarında farklılıkların elde edilmesi adına dinsel damlayışlarında da sıfatlar değiştirilmiş ve yeni baştan dinsel uygulamalar başlatılarak insanların yaşam alanlarındaki sorunları karşısında caydırıcı olmuş, olası problemler asgariye indirilmiştir.

Son verilere göre yaklaşık 700-750 bin metrekare civarındaki toprak parçasıyla Orta Amerika’nın Kuzey bölgeleriyle yeni Meksika’nın güney bölgelerinde yaşayan yerli kabileler oldukça geniş bir alana yayılmışlardı. Yerli kabilelerin daha sonra birleşmeleriyle kehanetleriyle adından söz edilen Mayaların bulundukları topraklarda Guetemala, Belize, El Salvador ve Honduras gibi büyük yerleşim alanları da bulunuyordu. Bu uygarlığın altın çağı ise İ.S.250-900 yılları arasında gösterilmektedir. Uygarlığın yok oluşu da çeşitli kehanetlere bağlanmaktadır. Ormanlık alanların azalması, güneş ışınlarının kuraklığa neden olması ve “kötü ruhların” çoğalarak uğursuzluklara neden olması Mayaların sonunu getirmiş olduğu tartışılıyor! Tabi ki bu yaklaşımlar şimdilik gülünç olmaktan öteye gidemedi! Bu tür varsayımlar zaman ilerledikçe çoğalacaktır. Georgetown, Cincinnati ve George Mason Üniversitesi’nin bilim adamlarınca yapılan yeni araştırmalarda Mayaların uğradığı doğa felaketlerinin tüm bölgeyi kapsamadığı ve belirli alanlarda etkin olduğu bilgisine varıldı. Konuyla ilgili Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinin araştırmasında Mayalarda bazı bölgelerin doğal afetlerle nasıl bir çöküşe uğradığı ve bazı bölgelerin de hiç zarar görmeden yaşama hizmet ettiği araştırıldı. Özellikle dergide yer alan açıklamalarda çöküşe uğrayan bölgelerin İ.S.100-250 yılları arasında meydana geldiği ve gelişmelerin de 750-900 yılları arasında olduğu gösteriliyor.

Bir başka araştırmada Klasik dönemde Maya tanrılarının ve ilahlaşmış kralların bu çöküşe neden olabileceği tartışılıyor. Yerliler tarafından terk edilen kurak bölgeler zaman içinde lanetlenmiş yerler olarak Mayaların inançlarında yer aldı. Böylece yaşama elverişli yerlerin çöküntülere uğramaması adına yerliler tanrılarına hoşnut olsun diye muhteşem törenler düzenlediler. Bu törenlerde tanrılarına vahşi bir uygulamadan sonra insanların kurban edildiği görülmektedir. İnsan kurban etme geleneğinin nedeni de Mayaların tanrılarına sunu olarak verecekleri en değerli kurbanlık olduğu şeklindedir. Onlar tanrılarına çok önem verdikleri için kendilerini kurban etmişlerdi!!

Nasa (Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay dairesi) 2012 yılında basına verdiği raporlarla Mayaların 5 kehanetini doğrular nitelikte bulunmaktadır. Güneşteki patlamalarla ilgili verdiği haberlerde, meydana gelen patlamaların giderek yoğunlaştığı birkaç patlamadan sonraki 8 Mart 2012 yılında meydana gelen 3’üncü patlama dalgası korkutucu bir şekilde başladığı rapor edilmişti. Nasa bu dalgalardan dördüncüsünün olup olmayacağına da kuşku ile bakmaktadır. 15’er dakika aralıklarla güneşten aldıkları fotoğraflarla kütlede bir fırtınanın olduğu ve bu fırtınanın da patlamalara neden olabileceği belirtilmektedir. Fotoğraf kayıtlarında meydana gelen patlamaları da anında paylaşan Nasa yetkilileri güneşteki fırtınalar nedeniyle korkunç patlamaların olduğunu duyurdu. Nasa güneşteki patlamaların yaydıkları röntgen ışığı şiddetine göre Latin harfleriyle en düşük seviye ile en yüksek seviyeyi “A.B.M.C.X olarak belirtip 5 sınıfa ayırıyor. Yer yörüngesine 1 metrekareye düşen 10 nanovat ışına karşılık en düşük seviyeyi A.0.0 olarak belirlemekte. Güneşteki fırtınaların meydana getirdiği her patlama belirlenen kademelerin artışıyla metrekareye 10 kat daha arttığı görülüyor. Ekim 2003 yılında güneşte meydana gelen en büyük patlama X17 olarak belirtilen 1 milyon nanovat şiddetinde olduğu belirlenmişti. Ayrıca 4 Temmuz 2009 yılında Güneşin Güney yarımküresinde meydana gelen patlamanın 25 Mart 2008 yılında M 1,7 şiddetinde meydana gelen patlamadan sonraki en büyük patlama olduğu rapor edilmişti.

Bu araştırmaların sonucunda Mayaların kehanetlerini savunmak adına ortaya konulan beşinci kehanet (yani beşinci evre) biraz daha farklı alanlara yönelmenin ve takvimler arasındaki zaman farklarına göz atmanın yararlı olacağına işaret olunmalıdır.

Kehanetler ve ruhsal rehber konusunda donanımlı biri olduğu söylenen Don Alejandro aynı zamanda Mayaların kültürü ve yaşam gelenekleri hakkında bilgi sahibi olanlardan biridir. Maya kehanetlerine ruhsal açıdan bakarak bir anlamda da meditasyon yapar gibi bu öğretileri ve kehanetleri sessizliğin içine gömmek ister. 28.10.2011 ile ilgi Johan Colleman da tüm insanların ruhsal alanda eşit değere sahip olarak “her biri tanrısal olanın bir tezahürü olacaktır” şeklinde bir ifade kullanmakta. (Özellikle 9 katlı piramidi de: 1 kat, 13 hablatun 16.400.000.000 yıl; 2 kat, 13 alautun 820.000.000 yıl; 3 kat 13 kinchiltun 41.000.000 yıl; 4 kat 13 kalabtun 2.000.000 yıl; 5 kat 13 piktun 102.000 yıl; 6 kat 13 baktun 5125 yıl; 7 kat 13 katun 256 yıl; 8 kat 13 tun 12,8 yıl ve 9 kat 13 uinal 260 gün şeklinde belirterek hepsinin 13 ahau yani 28.10.2011 yılında tamamlandığını göstermektedir) Öyle ki “Dresden Kodeksi”ndeki bilgilerden yola çıkan bir başka kişi Joseph T. Goodman’nın yaptığı çalışmaları biraz daha açıklığa kavuşturmağa çalışan Thompson bu şekilde Mayaların ileri sürdüklerine inanılan beşinci kehanetle ilgili önemli bilgiler ortaya çıkardığını ileri sürer… Mayaların kullandıkları “Ha-ab” takviminin bir kopyası olan Grogoryen takvimine karşılık olarak hesaplanan İ.Ö. 13.08.3114/5  “büyük devir“ dedikleri sistemin 1.872.000 yıl sürdüğü hesaplanır. Bu da 28.10.2011 tarihine denk düşmektedir. “ha-ab” ve “Grogoryen” takvimleri karşılıklı hesap cetvelleriyle inceleme altına alınırken Mayaların devlet takvimi olarak kullandıkları 260 günlük “tzolkin”(“Doğru sayım”) takviminden de söz edilememektedir. Bu takvim çarkıyla Grogoryen takvim çarkındaki işaretlerden yola çıkıldığında 21.12.2012 tarihinin çok daha önceleri gerçekleşmiş olduğuna tanık olacağız. Yani Mayalar 5’inci evreden söz etmiş olsalar bile bunu devlet takvimi olarak kullandıkları Tzolkin(“Doğru Sayım”) takviminin işaretlerine dayanarak kullanmışlardı… Bu şekilde bir hesaplanma yapılmışsa 5’nci evrenin çok daha eski yıllarda meydana geldiği ortaya çıkmaktadır.

Maya takvimlerindeki çelişkili zaman ayırımı

 

Mayaların 360+5 gün olarak kullandıkları ikinci takvimin adı [“Ha’ab”]dır. Ha’ab takviminin yaratıcısı da Quetzatcoatl’dır… Mayaların tapındıkları önemli tanrılarından biridir. Bu takvim birinci takvim olarak kullanılan 260 günlük “Günlerin sayımı” adıyla da anılan Tzolkin takvimiyle uyum içinde çalıştırılmıştır. 365 günlük Ha’ab takvimindeki 5 günün içinde bulunduğu aya “Uayeb” adı verilmiştir. “Muğlak yıl” olarak da bilinen “Ha’ab” takvimin çalışma ilkeleri Piskopos Landa tarafından yayınlanmış ve dünyaya duyurulmuştur. Landa, Maya yazmanlarının alçak kabartma şeklinde belirtikleri sembolleri deşifre ederek takvimin şifresini bulur. Takvimde kullanılan sayıları da daha sonraki günlerde Constantine Rafinesque bulur. Matematiksel sayılardan birin karşılığı bir nokta, ikinin karşılığı iki nokta, üçün karşılığı üç nokta, dördün karşılığı dört nokta beşin karşılığında ise çizgi (-) işareti bulunuyordu. İspanyol dilindeki “trecana” sözcüğünden türediği belirtilen ve “Günlerin sayımı” adı da verilen Tzolkin takvimi 260 günlük bir takvimdi ki Mayaların resmi takvimleriydi. Yedi gündüz ve altı gece temel yapı Tzolkin takviminde ilahi gücün ayrılmaz bir parçasıdır. Günlerin sayımı olarak bilinen bu takvim yaklaşık 2500 yıl Quiche kabilesinden başlayarak Mayalarda eksiksiz olarak kullanıldı. Bu günlerin sayımını yapan görevli kadınlar ve erkekler, takvimin akışını sağlam bir şekilde kayıtlarında tuttular. Takvimde günler diğer takvimlerden farklı olarak iki şekilde incelenir. Bir’den onüç’e kadar olan rakamlar onüç günlük bir takvim sayımını oluşturur. Her gün sayımı için 20 gün, farklı sembol kullanılmıştır. Bu da Mayaların bir Unial (ay) dedikleri devreyi oluşturur. Trecena (ay) ve Unial (ay) sayımı birlikte devam eder. Biri on üç sayıyı diğeri de 20 günü işaret eden ve sembollerle belirtilen çarklarla bir kombinizasyon içinde yürütülmüş. 13 gün sayımı bittiği zaman 14 gün sayısı devam etmezdi. Yeniden bir anlamında olan Imix’le 13’e kadar devam eder. Bu tekrar 260 günlük devreyi oluşturur. Aztekler bu takvim şekline “Tonalpouhalli” adını verirler. Bu takvim Aztekler’deki 260 günlük Tonalamatl’a eşit bir dönem olarak bilinir. “Muğlak yıl” adı da verilen “Ha-ab” takvimi ve Tzolkin takvim çarklarındaki zamansal süreç 5 kehaneti doğrulamayacak sorularla doludur. Bunların mutlaka çıkış noktaları olmalı ve Mayaların adından bile söz etmedikleri 5’nci kehanetin sadece yazısal alanlarda reyting yapmak adına mal edildiği fikir ortaya çıkmaktadır.

Evreler mi kehanetler mi?

 

Maya takvim sistemindeki ayrıntılarla ortaya çıkarılan Güneş evreleri dört ana başlık etrafında toplanmıştır. Maya kehanetleri adı altında toplanan bu evreler; İlk Güneş Evresi (Matlactli)  İkinci Güneş Evresi (Ehocatl) Üçüncü Güneş Evresi (Tleyquiyahuillo) ve Dördüncü Güneş Evresi (Tzontlilic) şeklindedir. Matlactli(matlacatl) adıyla bilinen “İlk Güneş Evresi” 4008 yıl sürmüş ve doğal afetlerden kurtulanlar Mısır (Atzitziantli) tahılıyla beslenerek yaşama tutunmuşlardı. Maya metinlerinde bunların dev oldukları belirtilmektedir. Yaşamını yitirenlerin çoğunluğu sellerden boğularak ölenlerdi. İlk Güneş Evresindeki bu felaketin adına da Tufan (Apachiohualitli) adını verirler. Bu evrede Buzul çağı ve donmuş bir halde bulunan Mamutların tarihleriyle ilişkilendirildi. Bazı öykülerde tufan benzeri bir tsunaminin olduğu ve bu tsunamiden “nene ve tata” adında iki kişinin bir ağaç tarafından kaçırıldığı hikaye edilir. Bazıları da mağaralarda saklanarak kurtulmuşlardı. Tlaloc’un eşi Chalchiuhtlicue (“Yeşim Etekli Tanrıça”) bu çağda hüküm süren tanrıçadır. Ehecatl (Ehocatl) adıyla bilinen İkinci Güneş Evresi 4010 yıl sürmüş ve doğal afetlerden kurtulanlar “Acotzintli” adı verilen bir yabani meyve yiyerek yaşama tutundular. Rüzgar fırtınasıyla her şeyin yok olduğu insanların maymuna dönüştüğü hikaye edilir. Bu afette bir kadın ve bir erkek bir kaya parçasına tutunarak kurtulmuşlardı. İki kişinin kurtulmasıyla yaşamın yeniden başladığı işaret edilir. Bu evrenin Buzul çağının sonu, Nil nehri boyunca Mısır kültürünün gelişmesi ve Atlas Okyanusunda bazı doğal olayların meydana gelmesini belirten bir zaman dilimi şeklinde anlatılır… İkinci Güneş Evresinin adı “Ehecatl” sıfatının kendi mitolojilerinde bir tanrıya ad olarak verildiği ve bu tanrının Aztek yerlileri tarafından da tapınıldığı anlatılır. Bu çağa “altın çağ” adı verilmiş ve “rüzgar tanrısı”nın hüküm sürdüğü belirtilmektedir. Tleyquiyahuilo adı verilen Üçüncü Güneş Evresi 4081 yıl sürmüş ve doğal afetler karşısında kurtulanlar “Tzincaoco, Tzincoacoc” adını verdikleri meyveyi yiyerek yaşama tutundukları belirtilir. Yangınlarla yokoluşun meydana geldiği bu evrede meydana gelen afetin adına Chicunahui Ollin” adı verilmiştir. Bu evrenin Gılgamiş destanıyla bağlantısı olabileceği tahmin ediliyor. Maya takviminde bu evrenin İ.Ö.8000 yılında başladığı belirtiliyor. Ancak çoğu kaynaklarda bu evrenin İ.Ö.7000-İ.S.3100 tarihleri arasında olabileceği tahmin edilmektedir. Onlar harabe haline dönüşmüş topraklarını, yıkılan evlerini yeniden onararak yaşama atılırlar. “Tzonchichiltic”(Kırmızı Kafa) adı verilen ateş Tanrısı’yla yönetilen üçüncü çağ ile yakın ilişkisi olan ve arkeologlar tarafından “Lubaantum” kalıntılarında bulunan kristal kafatasının büyük bir ihtimalle Güneş Tanrısı’nı temsil eden ya da onun yerinde gösterilen bir tanrıya ait olacağını belirtirler. Tzontlilic adı verilen Dördüncü Güneş Evresi 5026 yıl sürdü. Yaşayanların çoğu yangınlar ve tufanlar nedeniyle öldüler. Hindistan’daki Kali Yuga’nın başladığı bir dönem olarak tahmin ediliyor. Çoğu insanlar doğal yangınlar sonucu yaşamını yitirdiler. Tiahuanaco uygarlığıyla ilişkili olduğu ele alınan bu dönem Mısır ve Mezopotamya’nın gelişmesini de kapsar. Maya takviminde bu evrenin İ.Ö.3114 yılında başladığı yazılır. Günümüz araştırmacıları bir yeni belge bulunduğunda Maya halkının yaşamsal serüvenine eklemeler yapmadan edemiyorlar. Bu eklemeler bir zaman sonra uygarlığın temel taşını oluşturacak gerçek belgelerin yok sayılacağına tanık olacağız. Bu dört evredeki ortak payda “Tufan”dır. Yani Mezopotamya’da meydana geldiği öne sürülen ve çivi yazılı metinlerde anlatılan tufan olayı gizlice yok sayılmakta ve Mayaların evrelerinde gösterilen tufanın daha öncelikli olduğu anlatılmaktadır.

Chichan-İtza’daki alt dünyayı temsil ettiği öne sürülen 9 katlı piramit.

Maya takvimi yerine Maya mitolojisinde geçen 9 evrelerden söz eden sözde Maya uzmanları 13 üst dünya ve 9 alt dünya evrelerini 9 basamaklı piramitlere bir şekilde entegre edip yön değiştirme çabasındadırlar. 9 basamaklı piramidin her basamağını bir evreyle sınırlandıran sözde Maya takvim uzmanlarının Maya mitolojisine iyi bakmaları gerekmektedir. Mayalar hiçbir zaman basamakları 1 den başlayarak 9 a kadar isimlendirmemişlerdi. Ancak onlar en üst basamaktaki gözlemevi niteliğinde düşünülen tanrılarla sohbet odalarına kadar olan basamakları tanrıların koruması altına alarak sıfatlandırma ve şekillendirme yolunu seçmişlerdi. Şimdi günümüzdeki Maya uzmanları bunları bir şekilde mitolojilerinden çıkartıp, takvim çarkı içinde birer döngü haline getirmeye zorlamışlardır  kendilerini… Öyle ki araştırma yapmadan 9 kat şeklinde göstermeye çalıştıkları evreleri de; yaklaşık 16 milyar yıl önce galaksilerin oluştuğu dönemi belirten ilk evre, 850 milyon yıl önce yaşamın ortaya çıktığı 2’nci evre, memelilerin ortaya çıktığı ve maymunların evrimleştiği 40 milyon yıl önceyi temsil eden 3’ncü evre, İlk insan türlerinin yeryüzüne çıktığı 4’ncü evre, yaşamsal faaliyetlerin geliştiği 5’nci evre, İ.Ö.3100 yılından bu güne başladığı belirtilen medeniyeti sembolize eden 6’nci evre, 1755 yılında başladığı iddia edilen sanayileşme, ekonomi, endüstriyi belirten 7’nci evre, 1999 yılından başladığı ve içinde bulunduğumuz 21.12.2012’yi sembolize eden 8’nci evre ile hakkında bilgi sahibi olmadığımız bir 9’ncu evreden söz edilmektedir. Johan Colleman 9 basamaklı piramidin her basamağı için bir başlık kullanmıştır. Bu başlıklar: 1 basamak için; “hücresel bilincin evrimi”, 2 basamak için “Memeli Hayvansal Bilincin evrimi”, 3 basamak için “İnsanımsı Bilincin Evrimi”, 4 basamak için “İnsansı Bilincin Evrimi”, 5 basamak için “İnsan Bilincin Evrimi”, 6 basamak için “Uygar Bilincin Evrimi”, 7 basamak için “Küresel Bilincin Evrimi”, 8 basamak için “Galaktik Bilincin Evrimi” ve 9 basamak için de “Kozmik Bilincin Evrimi” şeklinde kullanmıştır.  9 basamaklı piramidin tanrılara ulaşma merdiveni yerine evrelere uyduran sözüm ona araştırmacılar Mısır mitolojisinde “maat” salonunda yargılanan ruhun aklanması sonucunda 12 ışık merdiveninden geçişleri de evreler halinde ele alması gerekmektedir. Hatta Mısır’da basamaklar halinde yapılmış Firavun Dijoser’in piramidi 7 katlı olarak inşa edilmişti. Bu basamakları da evrelere bölmek gerekmez miydi?

7 basamaklı şeklinde inşa edilen firavun Dijoser’in basamaklı piramidi.

Ayrıca Babil’de yapılmış zigguratlardaki basamakları da sınıflandırmaları ve yaratılışta onlar için de özellikli evreler uydurmaları gerekmektedir. Hatta Babil kulelerindeki yapılarda bulunan katların da evreler halinde ele alınması ve bunların bir şekilde Mayaların 9 alt dünya dedikleri mitolojik seremonisini yeryüzüne çıkaran basamaklı piramitlerle eş değerde tutmaları gerekmektedir. Maya mitolojisinde üst dünya ile ilgili evrelerin sıfatlandırılması olmadığı için Aztek metinlerinde bu evreler ile ilgili kullanılan ifadelerle yola çıkılmaktadır. 13 üst dünya evrelerinin sıfatları Aztek metinlerinde 1 üst dünya; ateş ve zaman tanrısı Xiuhtecuhtli; 2 üst dünya toprak tanrısı Tlaltecuhtli; 3 üst dünya su tanrıçası Chalchiuhtlicue; 4 üst dünya güneş ve savaşçılar tanrısı Tonatiuh; 5 üst dünya Sevgi ve çocuk doğumu tanrıçası Tlacolteotl; 6 üst dünya ölüm tanrısı Mictlanttecuhtli; 7 üst dünya mısır ve yiyecek tanrısı Cinteotl; 8 üst dünya Yağmur ve savaş tanrısı Tlaloc; 9 üst dünya Işık tanrısı Quetzalcoatl; 10 üst dünya karanlık tanrısı Tezcatlipoca; 11 üst dünya doğum tanrıçası Yohualticitl; 12 üst dünya şafaktan önceki tanrı Tlahuizcalpantecuhtli ve 13 üst dünya İkili-yaratıcı tanrı Ometeotl sıfatlarıyla belirlenmişti. Görüleceği gibi bu ifadeler altında Mayalarla ilgili önemli derecede görülecek matematiksel dil kullanılmamakta, onun yerine mitlere mal edilmiş ifadeler kullanılmaktadır.

Chichan-İtza’daki alt dünyayı temsil ettiği öne sürülen 9 katlı piramit.

“Ha’ab” takvimi 360+5 günlük; devlet takvimi şeklinde kullanılan ve kadının hamilelik sürecine göre düzenlenmiş “Tzolkin” takvimi de 260 günlük bir zaman dilimini işaret eder. Mayalar güneş evrelerini belirli bir sayısal düzlem içinde belirtmişseler 5’inci evreyi hangi takvim sistemine göre belirlemişler? Eğer bu belirginlik çözülmemişse o halde 21.12.2012 tarihinde bir takvimin işaretine dayalı olarak ortaya atılan 5 evrenin söz konusu tarihte olmayacağına işaret olur. Ayrıca Ha’ab takvimi ile Tzolkin takvimi arasında 105 günlük bir zaman farkı görülmektedir. Güneş evrelerinin Tzolkin takvimine göre hesaplanması halinde bu evrelerin tarihlerinde ve zaman süreçlerinde büyük farklar ortaya çıkacaktır. Bu büyük farklara baktığımızda dünyanın sonu olarak beklediğimiz 21.12.2012 tarihinin Sümer tufanıyla eşleşen bir felaketin ortaya çıkmasına eşit olacaktır. Yani 5’nci kehanetin meydana gelmesinin üstünden yılların geçtiği görülecektir!!!

www.anahtar.tv

 

12
Kimler Neler Demiş?

avatar
12 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
12 Comment authors
Nevin KalafatoğluAli Narçınsemihbahar boredloverSabire Atasağun Recent comment authors
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
yıldız Tuncel
Ziyaretçi
yıldız Tuncel

Narçın,Emeğine teşekküler…

Semih Atese
Ziyaretçi
Semih Atese

Bu konu hakkında çok şey söylendi fakat hiç birisi gerçekleşmedi. Ancak burda bir emek var işte ben bunun için teşekkür ederim

Avşar Luhimin
Ziyaretçi

Türkiye’de yazarın hiç değeri yok. Ben Ali Narçın’ı ilk defa A’dan Z’ye Sümer ve A’dan Z’ye Mısır adlı kitaplarıyla tanıdım. Mayaların Türkiye’de ki tek bilenidir. Ancak şov yapanlardan sıra bu yazara gelmiyor…Ben Mayaların beşinci kehanetiyle ilgili makalesini okudum. Anahtartv’nin yöneticilerine teşekkür ediyorum ki böyle bir yazıyı yayınlamışlar…Yazıda Ali Narçın, beşinci kehanetin Mayalar tarafından ele alınmadığını ve iki takvim arasındaki çelişkili zaman sürecinin çok daha mantıklı bir şekilde incelenmesini istiyor… Hocaya bu yazsından dolayı teşekkür ediyorum…

Rüya Çağla
Ziyaretçi
Rüya Çağla

Son yıllarda sıkça bahsedilen ve Aralık ayı yaklaştıkça yeniden gündeme gelmesini beklediğim kehanete dair bilgilendiren bu makaleyi yazarak içimize su serptiği için Ali Narçın’a bir teşekkür de benden.

Ana-Lidia Munteanu
Ziyaretçi
Ana-Lidia Munteanu

Imi face o deosebita placere sa citesc ce scrieti.Sunt lucruri foarte interesante.Ma bucur ca am putut sa va cunosc si personal.

asiye okutan
Ziyaretçi
asiye okutan

teşekkürler..emeğinize sağlık..aydınlatıcı bi yazı..tarih ve kehanetpek ilgimi çekmezdi ama bu yazıyı ilgiyle okudum..birazda ürperdim.(niye yalan söylim…)

Ahmet TIĞLI
Ziyaretçi
Ahmet TIĞLI

Teşekkürler Sayın Narçın.Oldukça tafsilatlı,doyurucu,belgelere dayanan bilgiler.Mayalar çok önemli,hep merak ettiğim bir uygarlık.Tekrar kutlarım.

Sabire Atasağun
Ziyaretçi
Sabire Atasağun

İnanmadığım bir Maya kehanetini sizin yazınızda okumak beni daha da rahatlattı… Hoş aksi olsa ne olacaktı sanki… Bayılıyoruz senaryo yazmaya……..Sevgilerimle sevgili Ali Narçın

bahar boredlover
Ziyaretçi
bahar boredlover

Sevgili Narçın; Maya kehaneti dolayısıyla şimdi al Aralıkta öde kampanyalarıyla deli gibi alışveriş yapmıştım 😀 ama yazınızı okuduktan sonra alışverişi kestim. ne de olsa gerçekleşmeyecek bir kehanet yüzünden borca batmak istemem :)) Espri bir yana, tarihi, efsaneleri ve mitolojiyi sizin kaleminizden okumak ve sizin ağzınızdan dinlemek gerçekten çok tatmin edici..Bizleri bilgilendirdiğiniz için minnettarız..Yazılarınızın ve araştırmalarınızın devamını sabırsızlıkla bekliyorum..Kaleminize sağlık.. Sevgiyle kalın..

semih
Ziyaretçi
semih

Mayalardaki amaç neydi ? Şimdi durup dururken birileri bir tarih attı ve bu güncel medya tarafından defalarca işlendi.Peki bunun sonucunda ne oldu? Yaşayan her insan bir şekilde bu tarihten haberdar oldu. yani bir gündem oluştu. Dünyada yaşayan her insan o gün geldiğinde bu tarihi hissederek yaşayacak. Bu ne getirecek. O gün olduğunda mutlaka birşeyler olacak ama bu mayalar dediği için değil 7 milyar insan bir beklentide olduğu için. İşte üstümüzde bu deneniyor. Bunun nasıl bir şey olduğunu çok kısa özetliyeyim. Bir grup erkek ve kızı toplayın 3 saat boyunca gizli ve efsanevi korkutucu hikayeler anlatın gece yarısı evde sessizlik olduğunda… Read more »

Ali Narçın
Ziyaretçi

Öne sürdüğüm tezime yorum yaptığınız için teşekkür ediyorum..İnceleyip,araştırdığım her uygarlığın mitlerinde bir “sondan” söz ediliyor. Günümüz insanı o mitlerdeki bazı verilerle yola çıkarak kehanetler uyduruyor ve bu kehanetleri de sayısal bir düzlem içinde şifrelendirerek diğer toplumların dikkatine sürüyor..Okuma alışkanlığı az olan dünya insanı yüzeysel bir şekilde bu kehanetlerin hızla yayılmasına ortak oluyor…Bir son olacak; ama bu son ne Mayaların öne sürdüğü kehanetler ne de günümüz insanın yaratmaya çalıştığı kehanetlerle olacak….Kendi kendini yok eden bir evrenin içinde yaşıyoruz…En büyük son böyle bir yokoluşla olacak…..

Nevin Kalafatoğlu
Ziyaretçi
Nevin Kalafatoğlu

Her şey aslına döner doğada hiç bir şey yok olmaz ise bir damla su bile olabiliriz. Evren temizleniyorsa önce kirletenler yok olacaktır diye düşünüyorum. Bu konuda insan gittikçe vahşileşiyor.
, mekanikleşiyor, duygu ve sevgi yok oluyor. İnsanlar önce kendilerini arındırmalılar ki önce ruhsal temizlik başlasın . Bu Önemli düşünsel temizlik kötülüğü yener. Belki ütopik diyebilir insanlar ama kalp güzelliği ile aşılmayacak sorun yoktur.Kendinizde deneyebilirsiniz.

Bunlar da ilgini çekebilir

MASTERS AND SLAVES: The Truth Will Set You Free!

Devamını Oku →