Yükleniyor...
Buradasınız:  Anasayfa  >  Manşet Haberler  >  Güncel Yazı

Kur’an’daki Uzay kitabının yazarı Sıtkı Selvi ile Röportaj

Tarafından   /  08 Şubat 2013  /  Yorum yOK

No Gravatar

Soru: Kitabınızda, kainat için ‘Yaratıcı’nın sanat harikaları ve esmasının tecelligahı olan bir teşhir salonu, en güzel ayet ve eserlerinin tecellilerini serdiği mekan’ gibi tanımlamalarda bulunuyorsunuz. Bu tanıma nasıl ulaşıyorsunuz, biraz açar mısınız?
 
Cevap: Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerimdeki yaklaşık 6600 ayetten 200 civarındaki ayet gökyüzü, uzay ve semavatla ilgilidir. Ayrıca, Şems-Güneş, Kamer-Ay, Necm-Yıldız, Leyl-Gece, Buruc-Burç, Tarık-Venüs, Fecr-tanyeri, İsra-gece yürüyüşü, Nur-aydınlık, Asr-ikindi vakti, Cuma gibi Sure isimleri de verilmiştir.
Kâinat, Kadir, Hâkim ve Âlim olan yüce ALLAH’ın (C.C.) BÜYÜK TASARIMI olarak dizayn ettiği KOZMİK BİR MAKİNE olup, Ay, Güneş, yıldızlar, yeryüzü, galaksilerle donatılmış, hassas, milimetrik ölçülerle, olağanüstü, muazzam, muhteşem
ve ahenkli bir şekilde İLAHİ BİR YAZILIMLA işletilmekte, çalıştırılmakta ve her şey
ALLAH’ın güzel isimlerinin yansıması ve parıltısıdır. Yer ve göklerdeki varlıklar, zinetli, süslü, sanatlı ve güzel bir şekilde seyredenlerde hayranlık duygusunu uyandıracak nitelikte yaratılmıştır. Gökyüzündeki geceleyen sayısını algılayamadığımız yıldızlar sanki mücevher gibi parıldamakta, Samanyolu galaksisi de karanlığın boynunda gerdanlık gibi asılı durmaktadır.
 
Kâinat her zerresi ve noktasıyla sanatkârını gösteren, tanıtan, okunması gereken ve ibretle, hayranlıkla bakılması gereken büyük bir kitaptır. Kâinat kitabının semâvat sayfaları,
İLAHİ KANUNLARLA uyum ve ahenk içinde bizlerin seyri ve tefekkürü için süslenmiş, zinetlenmiş, nakışlanarak düzenlenmiştir.
Kâinat fabrikası insanın emrinde işlettiriliyor, Kâinattaki her şey Allah adına hizmet ediyor ve bizim de bu hizmetleri fark etmemiz, kâinat kitabını okumamız isteniyor bizden.
Varlıklar, sonsuz rahmet denizinden bizlere sunulmuş nimetler olup, onları Allah’ın ayetleri olarak okumalı ve onlar bizi Allah’a götürmelidir, yaratılış gayemiz budur.
 
Kâinatta, gördüğümüz, göremediğimiz her şey;
Ağaçlar, dağlar, denizler, gece, gündüz, mevsimler, hava, yağmur, kar, Ay, Güneş, yıldızlar, karadelikler Allah’ın emriyle manalı, mesajlı ve hikmetli yaratılmıştır.
Bizlerden de bu manaları ve mesajları merak etmemiz, anlamamız, idrak etmemiz, düşünmemiz, tefekkür etmemiz ve bu anlamlara uygun hareket etmemiz emrediliyor.
Yani, bizler, Allah’ın kâinata yüklediği mesajları, manaları, varlık ve yaratılış gayemize uygun olarak merak etmeli ve anlamaya çalışmalıyız.
(tefekkür-dua-ibadet-hamd-şükür ile kulluk vazifemizi yerine getirmemiz isteniyor.)
 
Semâvattaki her varlığı Yüce Allah yaratmış ve Onlar Allah’ın ayetleri olup
Allah’ın varlığını, birliğini, kudretini, rahmetini, azametini, hikmetini, haşmetini, rububiyetini ilmini ve LAİLAHE İLLALLAH hakikatini göstermektedirler.
Onlar, sanatlı, süslü, nakışlı, güzel, ahenkli, dengeli, düzenli yaratılmışlardır.
Semadaki her şey Allah adına hareket etmekte, O’nun emri, iradesi ve yönlendirmesi doğrultusunda işler yapmaktadırlar.
Sayıları yüz milyarları bulan galaksileri muazzam bir denge içinde tutan ve döndüren Hayy ve Kayyum olan Allah’tır.
 
Allah (C.C), nihayetsiz kudretiyle ve ilmiyle aklımızla idrak edemediğimiz, uçsuz bucaksız kâinatın (ve hadsiz zamanların) plan ve programını (yazılımını) çizmiştir, her şey Allah’ın ilim, irade ve kudretiyle cereyan etmektedir. Kâinatta her şey Allah’ın emri ve izniyle çevriliyor, döndürülüyor, bizlerin başını döndüren bir hareket ve faaliyetlerle yoğruluyor.
Kadir-i Zülcelalin emri ve izniyle, Dünya, Güneş ve Ay’ın bir saat gibi muazzam ve muntazam şaşmaz hareketi, Samanyolu galaksimizin muhteşem seyahati ve galaksideki varlıkların tesbihatları içinde bulunduğumuz nizamın ritmik ahengini gösteriyor.
Kâinat Allah’ın, farklı desen, motif, renk ve kombinasyonlarda yarattığı bir tablodur ve bizler varlık âleminde İlahi kudretin imzasını, mührünü görüyoruz.
Bizlerden, uzaya bakarak varlıkların Allah adına hizmet ettiğinin farkına varmamız isteniyor. Bu şekildeki bakışımızla, kâinatın, bize Allah namına hizmet ettiğini görürüz.
Ayrıca, ruhumuzu okşayan, kalbimizi ferahlatan güzellikleri görür ve kalbimiz Allah’a yönelir.
Allah’ın kurduğu, işlettiği, çalıştırdığı, tazelediği kâinatta muhteşem ve akılları hayrette bırakan düzen, göz kamaştırıcı faaliyetler söz konusu olup, gökteki sayısız yıldızlar ve varlıklar kendi başlarına değerli değil, Allah’ın yaratmış olması dolayısıyla önemlidir, yücedir ve değerlidir. İmanı bir bakış, yıldızlar ve diğer gökcisimlerinin mesafesini, rengini, büyüklüğünü, yerini, konumunu, yaratılışını, döndürülüşünü, tefekkürü bir nazarla ve hikmetli güzellikleriyle görür ve anlar. Uzayda, seyrine doyum olmayan, eşsiz, benzersiz, İlahi kudret kalemiyle yazılan gözler kamaştıran, muhteşem güzellikler olağanüstü manzaralar ve tabloları görürüz. Her gün farklı tablolar halinde uzayın en muhteşem, göz alıcı, doyumsuz manzaraları bizlerin seyri ve tefekkürü için emri ile tekrarlanır.
 
Soru: Yine kitabınızda, gezegenlerin, galaksilerin, yıldızların, çeşitli gök cisimlerinin hareket-i zikriyede bulunduğunu söylüyorsunuz, gerçekten de bu cisimlerin hareketleri birer ‘zikir’ midir? Bu hareketlere neden zikir diyoruz?
 
Cevap: Zikir, dar anlamda Allah’ı anmak, hatırlamak geniş anlamda ise Allaha teslim olmak, Allah’ın emri yerine getirmek, Allah itaat etmek görevini yerine getirmektir. Bu anlamda yaratılan tüm varlıklar, dağlar, denizler, ağaçlar, kuşlar, çiçekler, böcekler, yıldızlar, gezegenler, galaksiler, atomlar, gece, gündüz, mevsimler, yağmur, kar, fırtına, atomaltı parçacıklardan, büyüklüğünü sayılarla ifade edemediğimiz galaksilere kadar her şey kendilerine verilen görevleri yerine getirmekte, Allah’ın emriyle hareket etmekte, Allah’ı zikretmekte Allah’ı tesbih etmektedir.
Kuran-ı Kerimde bununla zikir/tesbihatla ilgili olarak farklı surelerde;
Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tespih eder. Mülk yalnızca O’nundur, hamd de O’na mahsustur. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. (teğabün suresi, 1)
Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tespih etmektedir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Haşr suresi, 1)
Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tespih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Saff suresi, 1)
Göklerdeki ve yerdeki her şey, mülkün sahibi, mukaddes, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’ı tespih eder. (Cuma suresi, 1)
Gök gürlemesi O’na hamd ederek tespih eder. Melekler de O’nun korkusundan tespih ederler. O yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında mücadele ediyorlar. Halbuki O, azabı çok şiddetli olandır. (Rad suresi, 13)
bahsedilmektedir.
Tabiat denilen şey Allah’ın emri ve izniyle meydan gelen olaylardır, faaliyetlerdir. Her birinin önemli anlamları, mesajları, hikmetleri vardır. Zerrelerden, atom altı parçacıklardan, uzayın en uzak köşesindeki uzaklığını kavrayamadığımız yıldızlara kadar her şey Kayyum-u Baki olan Allah’ın sonsuz ilim ve kudretiyle ayakta durmaktadır. Zerrelerden yıldızlara kadar tüm varlık âlemi mükemmel bir nizam, intizam ve ahenk içinde yaratılmış, kendilerine yüklenilen görevleri yerine getirmekte, uzay denizinde kozmik tesbihatlarını yapmaktadırlar.
Kâinatta her varlık, her şeyle ilgilidir, bağlantılıdır. Arzımızdaki bir çiçekle, milyarlarca yıl mesafeden bize emr-i İlahi ile göz kırpan bir yıldızın bağlantısı vardır.
Küçücük çekirdeğin hizmetinde, kocaman Güneş görevlendirilmiştir. Ağaç, çiçek, böcek, toprak, gece, gündüz, mevsimler, hava, deniz, yağmur, kar, yıldızlar, görünen ve görünmeyen âlemler ve bu âlemlerdeki varlıklar, LAİLAHE İLLALLAH demekteler ve zerreden kürreye kadar her şeyde Allah’ın tasarrufu, hâkimiyeti, rububiyyeti söz konusudur.
Gökyüzünde her şey dakik bir nizamla, hassas bir mizan ve ölçü, mükemmel bir ahenk ve benzersiz bir düzen içinde cezbedarane hareket-i zikriyede bulunurlar.
Uzaydaki tüm varlıklar gezegenler, yıldızlar, galaksiler, meteorlar, kuasarlar ve sayısız gökcisimleri İlahi bir koro halinde, BESMELE çekerek terennüm etmektedirler. Uzaydan gelen bu manevi armoniler, İlahi melodiler uzayı seyredenler için doyumsuz bir haz vermektedir. Varlıklar, Kadir-i mutlak ve Âlim-i Hâkim olan Allah’ın emrini dinler, itaat eder, iradesine boyun eğerler. Güneş, Ay, Dünya, gezegenler, uyduları, asteroitler-meteorlar-yıldızlar-galaksiler-kuasarlar-karadelikler, karanlık madde, karanlık enerji ve kısaca semadaki gördüğümüz, göremediğimiz her şeyi Arz ve semâvatın yaratıcısı olan Âlemlerin Rabbi olan Allah yaratmış Ve onlar Kendilerini yaratan ve döndüren ve döndüren ve idare eden
birtek yaratıcı olan yüce Allah’ı tesbih ederler, tekbir ederler, kendi dilleriyle Sübhânallah, Allahu Ekber derler. Allah’a secde ederler, itaat ederler.
Yıldızlar, Güneş Ay ve yerkürenin vazifelerini verilen emir ve çizilen rota doğrultusunda şaşmaz bir ölçü ve denge içinde yapmaları âlemlerin Rabbine itaattir ve azametli bir ibadettir.
 
Soru: Kitabınızda ilgi çekici bölümlerden biri var ki, bu bölümde Güneş sisteminde bulunan Jupiter, Venüs gibi gezegenlere Allah’ın isimlerinin tecellisi diyorsunuz. Mesala Jupiter için Allah’ın Kuddüs ismi tecelli etmiştir demişsiniz. Allah’ın isimleri ile gezegenler arasındaki bu bağlantıyı neye göre kuruyorsunuz?
 
Cevap: İzzet, azamet ve celâl sahibi kâinatın Sani-i Hayy-u Kayyumu tarafından Jüpiter, Güneş sistemindeki en büyük gezegen olarak yaratılmıştır.
142 bin km. çapındadır.
Güneşten 5. uzaklıkta, 777 milyon km. mesafede tesbihatını ve yörünge turunu 12 yıllık sürede tamamlamaktadır.
Kütlesi, diğer gezegenlerin kütlesinin 2,5 katıdır.
Dünyanın 11 katı, Güneşin de 1000 de biri kadardır.
İçine 1323 Dünya sığar.
Eksen ve yörünge hızı aynı süre olup, saniyede 13 km.dir.
En hızlı tesbihat yapan gezegen olup bir günü 10 saattir ve en kısa gün Jüpiter’dedir.
Hafız ve Rahman olan emriyle, Dünyanın koruyucu bekçisi görevini yerine getirmektedir.
Emri İlahi ile asteroitleri ve kuyrukluyıldızları çekim gücüyle üzerine çeker. Dünya yörüngesinden uzak tutar.
En güçlü manyetik alan verilmiştir.
Çok sayıda uydularıyla sanki küçük bir Güneş sistemidir.
Güneş Sistemi’nin, en büyük gezegen uydusu Ganymede (5262 km. çapı), Jüpiter etrafında Kayyum-u Kadirin emriyle döndürülmekte, zikrini tamamlamaktadır. Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün ile birlikte gaz devleri olarak yaratılmışlar ve kendilerine has zikirlerini yapmaktadırlar.
Güneş, Ay ve Venüs’ten sonra, gökyüzünde izlenebilen en parlak gezegendir
Jüpiter gezegeninde, Cenab-ı Allah’ın Kuddüs, Hafiz, Şefik, Rahman gibi pek çok isimlerinin tecellisini görmekteyiz. Özellikle Yüce Yaratıcı’nın Kuddüs ismi tecellisiyle arzımızın başına gelebilecek olan büyük gülleleri ve cisimleri kendine çekerek/mıknatıs ve yutarak bizim selametimizi temin ediyor, emniyetle hayat sürmemize sebep oluyor, hizmet ediyor. Kısaca mıknatıs ve badigard gezegendir.
Dünyamız için tehlike oluşturacak göktaşları ve kuyrukluyıldızları üzerine çekmekte, sebepler dairesinde yeryüzüne düşürülecek gökcisimlerine karşı kalkan vazifesiyle bizlerin koruyucu bekçilik görevi Rahman-ı Hafız olan Allah’ın emriyle Jüpiter gezegenine verilmiştir.
 
Soru: Yıldızların faydalarından da bahsetmişsiniz. İnsanlar yıldızlardan ne şekilde faydalanır ya da ne şekilde faydalanmalılar? Kur’an bu konuya temas ediyor mu?
 
Cevap: Rezzak-ı Mutlak ve Rahman-ı Kerim olan Allah, ihsanı ve lütfuyla, bizlerin misafir ve geçici konaklama ve imtihan yerimiz olan yeryüzündeki hayatımız için kanımızdaki demiri, ciğerlerimizdeki havayı ve kemiklerimizdeki kalsiyumu milyarlarca yıl önce yaratılan yıldızların içine yerleştirmiştir.
Bizler gerçekte bedenimizde milyarlarca yıl önce süpernova patlatılmasıyla uzaydan gönderilen yıldız parçalarını taşıyoruz ve bu yıldız tozlarının ete, kemiğe büründürülmüş şekliyiz.
Ağır elementler (demir, karbon, magnezyum, nikel) bir yıldızın çekirdeğinde emr-i İlahi ile termonükleer reaksiyonlar sonucu üretilmiştir.
Bir yıldız emr-i İlahi ile, süpernova olarak patladıktan sonra üretmiş olduğu ağır elementleri yıldızlararası ortama saçmış ve Güneş sistemindeki metalce zengin bulut oluşmuştur. Yani bizlere, Güneş’in atası olan büyük bir yıldızın çekirdeğinde üretilen elementler rızık olarak ikram ve ihsan edilmiştir.
Fâtır-ı Zülcelâl, yeryüzünü bir sergi hükmünde yapmış, bütün antika san’atlarını orada teşhir ediyor. Yer küremizdeki Rahman-ı Kerîm, Ganiyy-i Mutlakın fazlı, ihsanı ve ikramıyla bizlere verilen elementlerin çoğu, özellikle de demirden ağır olanlar, büyük kütleli yıldızların içinde Münim- Hakiki, Hallâk-ı Rahman, Vehhab-ı Mecîd tarafından üretilmektedir.
Arzımızdaki canlıların enerji kaynağı olarak Güneşten faydalanılmaktadır. Güneş te bir yıldızdır ve kimyasal bileşen olarak karbon, oksijen, hidrojen, helyum ve azottan yaratılmıştır. En önemli elementlerden birisi olan karbon da (Arzımızdaki her şeyde, camda, demirde, plastikte, akaryakıtta, taşıt lastiğinden, cep telefonuna, bilgisayara, enerjiden selülöze, içtiğimiz sudan, yediğimiz meyve ve etten hücrelerimizdeki DNA’ya kadar her şeyin temeli) yıldızların çekirdeğinde, Rahman ve Rezzak-ı Kerîm tarafından bizlere ikram ve ihsan edilmektedir.
Yani yaşamamız için temel besinler ve diğer gerekli olan şeyler Allah tarafından bizlere nimet olarak verilmekte ve bunlar Allah’ın fazlından ve ikramından yıldızlar vesilesiyle bizlere rızık olarak sunulmaktadır. Bizlere düşen görev ise, ibadetlerle, O’na itaatle, zikirle, tefekkürle, sonsuz hamd ve şükür vazifesini yerine getirmektir. Yıldızlar yaratılmasaydı, hayat olmazdı.
Bunun dışında, Dünyadaki dağlara bedel, uzayda da yıldızlar, kendilerine verilen çekim güçleriyle, kâinattaki o muazzam denge vazifesini görürler.
Ayrıca, yıldızları ve uzaydaki yaratılan her şeyi temaşa etmek, ruhumuzu, kalbimizi, duygularımızı doyuran manevi gıdalardır. Temaşa/tefekkürle insan beyni dinç kalıyor, ihtiyarlamıyor. Beyin hücreleri düşünmek suretiyle yenileniyor ve canlı kalıyor.
 
BURÇLAR
 
Soru: Yıldızlardan, gezegenlerden bahsediyorken, burçlara değinmemek olmaz. Kitabınızda bu konuya da yer veriyorsunuz. Burç dediğimizde insanların zihninde yanlış birtakım düşünceler doğmuyor değil, burçları birtakım fal aracı olarak kullananlar yüzünden, burç olayına inanmayan insanlarımız çok. Peki, esasta burç dediğimizde ne anlamalıyız? Burçların gerçekten de insan karakterine, yaşamına etkisi var mı? Kur’an’daki yeri nedir?
 
Cevap: Andolsun, biz gökte burçlar yaptık ve onu, bakanlar için süsledik. Hicr 16-
Göğe burçlar yerleştiren, orada bir ışık kaynağı (güneş) ve aydınlatıcı bir ay Yaratan’ın şanı çok yücedir. Furkan Suresi, 61
Burçlarla dolu göğe andolsun. Büruc Suresi, 1
 
Rafi ve Müteali olan Allah’ın gökyüzünde yerleştirdiği yıldız kümeleri ve takımyıldızlara verilen isimdir. Yıldız kümelerinin kendi içinde farazî hatlar çekildiği zaman ortaya çıkan şekillerdir.
Güneşin gökyüzündeki seyahat ve tesbihatı süresince her ay bir takımyıldıza karşılık gelen ziyareti ile görülen on iki takımyıldızdan her birine verilen isme burç denir.
Altısı kuzey yarımkürede, altısı da güney yarımkürede bulundurulan burçlar 12 adettir. Yıldız kümeleri, her ayda ve mevsimde göründükleri şekillere göre isimlendirmiştir.
Kur’an nasıl ki tek bir menbadan geldiği için bütün sureleri ve ayetleri birbirine bakar, birbirinin izah ve açıklamasıdır. Aynen öyle de, kâinat kitabı dahi bütün zamanları içine alacak şekilde tek bir zatın eseridir. O zat, ezeli ve ebedi olduğundan, O’nun nazarında bütün geçmiş ve gelecek zamanlar hazır zaman gibidir. Binaenaleyh, kâinatı yaratan zat, eşya arasında gizli münasebetler kurarak, o noktadan da san’atının farklı bir yönünü mevcut intizamla göstermektedir.
Bu intizamın bir parçası da, burçlar ve burçların zahiri tesirleridir. Zahiri diyoruz, zira asıl tesir Cenab-ı Allah’ındır. Fakat bazı hikmetlere binaen sebepleri kendiişlerine perde yapmıştır. Bu noktanın izahını Risale-i Nur eserlerinde tafsilen bulmak ve anlamak mümkündür.
kısaca:
Nasıl ki, mevsimler ve zamanlar insan bedeni ve ruhu üzerinde farklı etkiler bırakır. Öylede, burçlar da aynı san’atkarın san’atının bir parçası olduklarından, aynı kaideye tabidirler. Ne var ki, bu meselenin ilmi ve fenni tafsilatı insanlar tarafından şimdilik tam olarak bilinemediğinden, pek çok kişi tarafından suistimal edilmektedir ve bu ilmin (astroloji) asıl ehli olan veya kendini ehil zannedenler dahi, pek çoğu tahmin ve zanlara dayalı olarak bu işi yapmakta ve insanları aldatmaktadırlar. Bir fennin suistimal edilmesi, o fennin hakikat olmadığını göstermez. Bazı doktorlar, doktorluk mesleğini suistimal ile istismar etseler, tıp ilminin inkarına gidilemediği gibi.
 
 
Kuran'daki Uzay kitap kapağı

Kitabı temin etmek isteyenler buradan ulaşabilirler.
 
Röportaj: Gül TEMEL, Anahtar.tv

    Çıktı       E-Posta

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz

Bunlar da ilgini çekebilir

Doç. Dr. Yavuz Örnek, Nuh Tufanını Anlatıyor

Devamını Oku →