Yükleniyor...
Buradasınız:  Anasayfa  >  Analiz  >  Güncel Yazı

Biri Bizi Zehirliyor

Tarafından   /  05 Mayıs 2013  /  2 Yorum

No Gravatar

“Gıda kaynaklarını kontrol eden, insanlığı kontrol eder.” Henry Kissinger

Şimdi okuyacaklarınız sizi rahatsız edebilir.

– Diş hekimliğinde diş dolgusu için ve çocuk aşılarının bazılarında kullanılan ağır bir metal olan cıva, son derece nörotoksik bir maddedir, diş minesi üzerinde ve aşılarla vücuda enjekte edildiğinde sinirlerle temas haline geçerek beynin miyelin kılıfını zedeler, ciddi demanslara yol açar.
Peki bu ne demek? Bu, tefekkürde zorlanma, odak ve konsantrasyon sorunu, genel olarak zihin faaliyetlerinde yavaşlık ve zayıflık demektir. Sağlık Bakanlığı bir bildiri ile tıbbi cihazlarda cıva kullanımını durdurdu fakat cıva, diş dolgusu olarak ve aşılarda hala kullanılıyor ve beyinlerimizde demans oluşturmaya devam ediyor.

– Diş macunlarının birçoğunda ve içme suyunda (özellikle Abd’de; suyun hijyenini sağlıyor yalanı ile kullanılıyor) bulunan florid, hipofiz bezini dolayısıyla hipotalamus bölgesini körelterek bilinç kanalında ağır hasarlara yol açar. Dahası, Rene Descartes’ın ‘akıl ve vücudun kontrol merkezi’ dediği, psikanalizde adının ‘3.göz’ olarak geçtiği, insanda psişik etkinlikleri yöneten pineal bezinde kireçlenmeye sebep olarak, beynin idrak sistemini iflasa sürükler. Massachusers Tıp Merkezi’nden Dr. Bush bakın florid için ne demiş: “Florid arsenikten 15 kat daha kuvvetlidir fakat onun gibi ani ve etkili zarar vermez daha yavaş ve sinsidir.” Florid, II. Dünya Savaşı’nda Naziler tarafından Yahudileri uyuşturmak için de kullanılmıştır.

Sonuç itibariyle, ‘farkındalık’, çağımızda artık bir lüks ve meziyet haline geldiyse, floridin bunda önemli bir rolünün olduğu yadsınamaz.

 

– Bir diğer zehir Triklosan. Bu madde, neredeyse bütün kozmetik, temizlik malzemelerinde bulunuyor. Triklosan’ın saldırı alanı ise beyin değil, kalp. Triklosan kalp fonksiyonlarına azami ölçüde zarar verir ve kalp kası için depresan etkisi görür, kalp kasılmasını etkiler.

Bu da şu oluyor ki, triklosan kalbin yayınladığı aurayı zayıflatır, ‘hissizlik’ ve tabiri caizse ‘kalp katılaşması’na sebep olur.
Neden daha az seviyor daha çok kin güdüyoruz? Birbirimizi anlamakta zorlanıyor ve empati denilen insanoğlunun doğuştan getirdiği özelliği yitirip, kişisel gelişim setleriyle satın almak zorunda kalıyoruz? Bana kalırsa bu zehirle temas ettiğimiz sürece…

 

– Piyasadaki tencerelerin pek çoğu nikel kaplamadır. Tencere ısıya maruz kaldığında, nikel, azar azar yemeğinize bulaşır, tıpkı cıva gibi organizmayla teması gerçekleştiğinde onda ağır hasarlara sebep olur. Nikel, adeta bir enzim bloke maddesidir, enzimlerin ucundaki metal grubunu oradan söküp atar ve kendi grubunu bağlar. Nikelli enzimler ise defolu enzimlerdir ve sağlıklı çalışamazlar.

Uzun vadede kronik hastalıklara davetiye çıkarırlar.

 

– İlaç ve fırın folyoları genelde alüminyumdur. İlaçların koruyucu kılıfı olan demiroksitle temas ettiklerinde, fırın ısısına maruz kaldıklarında, bu son derece toksik olan metal, zehrini ilaca ve yemeğinize verecektir. Organizmada yıllarca tutunabilir olan bu metal, beyinde demanslara sebep olmakla kalmayıp, sinir sisteminde tahribata sebep olarak insanı ‘dengesiz’ bir hale sokar.

Sivil ve askeri uçaklarca troposfer katmanına sıkılan toz da baryum oksidasyonu ile birlikte alüminyumdur. Chemtrail olarak da bilinen bu spreyleme işlemi ise 1999 senesinden beri yapılmaktadır.

Modern çağın insanının depresif, mutsuz, uyuşuk olma nedenlerinden biri de bana kalırsa budur.

 

– Gelelim yapay tatlandırıcılara, aspartam, mono sodyum glutamat(çin tuzu), mısır şurubu… Aspartam neredeyse bütün tatlı yiyeceklerde kullanılıyor. Aspartamdaki yalancı şeker molekülleri, beynin şekerle çalışan, toksik maddelerden kendini koruduğu kan bariyerini, beyin tarafından şeker olarak algılandıkları için kolaylıkla aşarlar. Enerjiye çevrilemedikleri gibi, içi boş, işlevsiz molekül olduklarından dolayı beyinde nörotoksik birikme yaparlar.

Bu da her türlü beyin fonksiyonunda sakatlık ve arızaya sebep olur, erken bunama, hafıza sorunları gibi.

Mono sodyum glutamat da tıpkı aspartam gibi içi boş işlevsiz mikro partiküller halinde organizmada, hücrenin içlerine kadar sızıp, hücre sistemini gafil avlayarak hücre sisteminde tutarsız reaksiyonlara sebep olur. İnsülin seviyesini yapay olarak yükseltir, pankreas da her defasında yükselmiş olarak algıladığı bu seviyeyi düşürmeye çalışır, böylece insülin seviyesi düştükçe düşer, organizma da gereksiz yere açlık hisseder.

Biri çağın en büyük sağlık sorunu obezite mi dedi?

 

– Mutfaklarımızda ‘tuzluk’larda yerini almış sinsi zehir rafine tuz. Evet, yanlış okumadınız; rafine tuz bir nikel, bir cıva, bir triklosan kadar zehir ihtiva eder. Bileşimi sodyum alüminyum silikattır.
Doğal tuzların (kaya tuzu, Himalaya tuzu, deniz tuzu) aksine vücudun sodyum dengesini bozarak, ‘tuz açlığı’na sebep olur. Bu da organizmanın kimyasını alt üst eder, enerjisini düşürür.

İşin acı tarafı bu zehir alenen satılmakta ve market raflarında yerini almaktadır.
Etrafımızı çevreleyen zehirler saymakla bitmez. Gdo’yu artık neredeyse herkes tanıyor fakat tanımak pek bir şey ifade etmiyor çünkü insanlara doğrudan ulaşan gıdalarda, söylenişe göre denetimler yapılırken gdo’lu ürünlerin, hayvan yemi olarak kullanılması legal durumda.
İş sadece buraya kadar saydığım zehirlerle, gdo’yla da kalmıyor; gıdaların seri üretim sürecinde de öyle çirkin işler görülüyor ki… Kümes hayvanlarının yetiştirilme yöntemi ayrı bir facia. Yavru halinde hızla büyümeleri için antibiyotik enjekte edilen hayvanlar, karanlık ortamlarda d vitamininden mahrum bırakılarak patates gibi durdukları yerde et bağlıyorlar. Molekül yapıları sakat, kusurlu, hormonlu etler… Küçük ve büyükbaş hayvanların yetiştirilme yöntemleri de benzer iğrençliktedir.
Şimdi artık bu noktada kendimize soralım, bu zehirler, gıdamızda, insan sağlığına hizmet adına var olagelmiş tıp ve farmakolojinin pekçok metod ve uygulamalarında, havamızda, suyumuzda ne geziyor? Kim, düşünce, idrak ve bilinçten yoksun, kalbi taşlaşmış, uyuşuk et yığınları haline gelmemizi istiyor? Uzviyetimizi ve ruhumuzu her türlü hastalık tasallutuna uğratmaya çalışanlar, varlığımıza ve varlığı gelecek nesillere aktarmamıza kastı olanlar kimler?
Hem kim oldukları sorusuna hem de bu biyolojik silahı kumanda edenlerin amaçlarının ne olduğu sorusuna F.William Engdahl cevap versin:
“Rockefeller, Carnegie, Harriman ve diğer zengin elit aileler tarafından fonlanan bir lobi vardır; öjeni lobisi. Bu lobinin 1920’den beri biricik amacı “negatif öjenik”tir. “Negatif ojenik” istenmeyen soyların sistemli bir şekilde yok edilmesidir. “
Rockefeller ve diğer büyük Abd’li şirketler bilindiği üzere tarihte Naziler’e finansörlük yapmıştı, günümüzde ise Gates, GDO devi Monsanto gibi şirketlerle birlikte GCDT- Küresel Hasat Çeşitliliği Örgütü’nün finansörlüğünü yapmaktadır. Örgütün amacı, dünyadaki tohum ve gıda kaynaklarını denetim altına almak. Rockefeller ayrıca ‘Yeşil Devrim’ kampanyası altında özellikle afrika ve üçüncü dünya ülkelerine hibrid (kısır) tohum pazarlayarak ve bu tohumlara muhtaç ederek, kitlesel kıyım projesine devam etmektedir.
Sonuç olarak, gizli elit örgüt üyelerinin, gıda ve tohum şirketlerinin başını tuttuğu, insanlığın sağlığı ve yaşamına kasıtlı ‘gıda terörü’ estirdiği açık. Aynı üyelerin ilaç, kozmetik, temizlik vb. şirketlerinin başına geçmediğini düşünmek ise büyük saflık olur. Farmakolojiyi ve modern tıbbı manipüle ettiklerini söylememe gerek bile yok.
Peki nasıl korunabiliriz? Münferit çabalarla zararı asgariye indirmek mümkün.
~Diş macunları yerine misvak kullanılabilir.
~Temizlik ve kozmetik malzemelerinin neredeyse hepsinde bulunan triklosandan uzak durmanın yolu, olabildiğince, fabrikasyon ürünlerden kaçınmaktır.
~Rafine tuz yerine kaya tuzu, himalaya tuzu ya da deniz tuzu kullanılmalı zira bu tuzlar sağlığa son derece faydalıdır (dozunda kullanmak şartıyla), sodyum dengesini ayarladıkları gibi beynin miyelin kılıfını korurlar, hücreleri toksik maddelerden arındırırlar.
~Chemtrail’in yaydığı alüminyum ve baryum tozu zamanla vücutta ağır metal birikmesi yapar, ağır metalleri vücuttan atan madde çinko’dur.
~Aspartam ve mono sodyum glutamat’ın zararlarından ise abur cuburlardan uzak durarak kurtulunabilir.
~Nikel, çelik ve alüminyum kaplama tencereler yerine sırlı ya da ısıya dayanıklı cam tencereler kullanılabilir.
~Tohum meselesine gelirsek münferit bir çabanın yetersiz kalacağını belirtmek isterim. Bugün Türkiye tohumlarını İsrael’den almaktadır, aldığı bu tohumlar da hibrid tohumlardır. Alınan bu tohumlar kimyasal gübreleme istediğinden, çiftçi, İsraelli tarım ve petrokimya şirketlerine muhtaç hale gelmiştir. Sadece Türkiye’nin değil İsrael ve Abd’li tohum şirketlerinin musallatına tutulmuş diğer devletlerin bu illetten kurtulup, kendi tohumlarını yetiştirmeleri, özgür tarım politikaları geliştirmeleri gerekmektedir.
~Yine kümes, küçük ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinde kapitalist seri üretim usulü terk edilmeli kanaatimce.

Maalesef devlet olarak alternatif üretmekten aciz kalındıkça, kişisel uyarı ve öneriler de münferit bazda hasbi olarak işe yarayabilir. Bu, çareyi üretmekten uzak olmanın verdiği çaresizlik hissiyatı aslında. Dilerim, içinde türlü komployu, zehri, fitneyi, kiri barındıran bu sistem bir önce iflas eder.
Kur’an’ı, 4 günde hatim eden, hafızası, aklı, uzviyeti diri ve sağlam dedemin, balık hafızalı, uyuşuk ve hastalıklara dirençsiz torunuyum, böyle giderse çocuklarım ne halde olacak, düşünmek dahi istemiyorum.
Gül Yardımcıoğlu

 

    Çıktı       E-Posta

Kimler Neler Demiş?

2 Yorum - "Biri Bizi Zehirliyor"

Bildir
avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
abdulkerim
Ziyaretçi

Hemen misvak alıyorum bir daha da aliminyum folyo almam Allah razı olsun

osman sirin
Ziyaretçi

katılıyorum..dedıklerınız dogru..ozellıkle bunu bır proje oldugunu bılmelıyız..turkıyede bebeklerın cogunun sezeryan doguma yonlendırlmesı …ıkı cocuktan fazla dogum olmamasını ıcermektedır.ıkıncısı kısırlık tedavı merkezlerı gecmıste turkıyede cocuk felcı asısı adıyla yapılan bır komplonun urunudur.eskıden bu denlı kısır genc varmıydı..hepsı nufus kontroludur.ve tohum ve bır suru sey..kendımıze dogal oaln seylerı bulmak ve etrafımızı aydınlatmak zorundayız..paetlenmıs her gıda emılgator ıcerır.e 300 vs dıye bılınen serı.dıkkat edelım

wpDiscuz

Bunlar da ilgini çekebilir

Doç. Dr. Yavuz Örnek, Nuh Tufanını Anlatıyor

Devamını Oku →