Yükleniyor...
Buradasınız:  Anasayfa  >  Analiz  >  Güncel Yazı

Gezi, Kürtler ve Deprem

Tarafından   /  21 Haziran 2013  /  2 Yorum

No Gravatar

Eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey: ‘Tabi ki iç işlerinize karışırız.’

Gezi Parkı olaylarının bu denli sürdürülmüş/uzamış olması, yadsınamaz ve düpedüz ortada olan birçok gerçek, bizi, ‘dış mihraklar var mıdır?’ sorusunu sormanın hatta bunu tartışmanın bile ne denli anlamsız olduğu düşüncesine itti açıkçası. Elbette içeride birtakım sorunlar yahut sorun olarak görülenler olmadan, bu olaylar yaşanamazdı, zira içerideki hassasiyetin varlığı istismar edildi, koz olarak kullanıldı. Fakat bu sorunlar, bir Libya’nın, bir Mısır’ın, bir Tunus’un sorunları gibi değil, olamaz da.
Peki neden Türkiye’de de bir ‘Arap Baharı’ ortamı yaşatılmak istenmiştir?
Dahası hükümetin istifası neden istenmektedir?

Malum ‘Gezi Parkı Olayları’na içeride Chp, Bdp ve Gülen Cemaati, dışarıda ABD-AB-İsrael ve İran destek verdi. Öyle ki, ‘Olayların Erdoğan düşene kadar sürmesi için dua ediyoruz (İsrail Meclis Başkan Yardımcısı Moshe Feiglin)’, ‘Yaşananlardan dolayı çok mutluyuz (İsrael Eski Dışişleri Bakanı Avigador Lieberman)’ gibi açıklamalarda bulunacak kadar ileri gidebildiler.
Yiğit Bulut’a göre Almanya bu olaylarda çok etkin bir rol oynamış. Alman siyasetçi Claudia Roth’un birkaç Türk işadamı ile ‘Erdoğan’ın gitmesi’ konusunda konuştuklarını, bir Alman firmasının Taksim’deki bir otelde 30 mayıs-30 haziran için 40 oda ayırarak kaldığını ve Erdem Gündüz nam-ı diğer ‘Duran Adam’ın geçen haftalarda, 3 gününü Alman Konsolosluğu’nda geçirdiğini iddia etmişti.

‘Duran Adam’ söz konusu iken, kendisini eğittikleri iddia edilen, ‘Gezi Parkı Olayları’nda sıkça anılan iki örgütten bahsetmek istiyorum: Otpor ve Canvas. Otpor, Sırbistan menşeli görünse de arkasında bizzat ABD’nin durduğu, Canvas ile birlikte, Micheal Soros gibi birçok ABD’li iş adamları tarafından finanse edilen, bir çeşit ‘devrim statejileri üreten ve yürüten’ bir örgüt. Örgütün mottosu: ‘Öncelikle iktidarın kara mizahı yapılır sonra iktidarın meşruiyet dayanağı elinden alınır, sonunda iktidar çökertilir.’

İki örgütün de sembolü, ‘yumruk yapan bir el’.

Bakın semboloji bize ne anlatmaya çalışıyor:

Mısır Direnişi’nden bir görüntü
Mısır Direnişi’nden bir görüntü

Occupy1

occupy2

Türkiye’de de faaliyet göstermiş olabilirler mi?

Occupy Turkey

Erdem Gündüz, BBC’ye verdiği röportajda ‘hükümetin istifası yetmez, sistem değişmeli’ diyordu.
Kendisi, CİA Devrim Koçu Gene Sharp’ın ‘Şiddetsiz Eylem Yöntemleri’nden 163. maddede yer alan ‘ayakta durma eylemi’ni hayata geçirdi. Olayların başladığı ilk günden bu güne ‘orantısız zeka’ olarak lanse edilen birçok eylem türü, Sharp’ın yöntemlerinin uygulanışıydı. Yine Taksim’de soyunup tomaların üzerine çıkan ‘Çıplak Vatandaş’ın eylemi de 22 numaralı maddede yer alıyordu.
Peki, tüm bunların gerçekten sadece bir halk hareketi olduğuna inanabilir miyiz?
Esasta, halk, kurgusal ve planlı bu eylemlerin içerisine çekilmiştir ve eylemlerin hareket ve yönünü bu ‘direniş stratejistleri’ belirlemiştir.

Olayların önceden planlandığına işaret olarak, 11.11.11’de Mi Minör isimli, senaristliğini ve yönetmenliğini Memet Ali Alabora’nın yapmış bir oyun da gösterilebilir bence. Oyunda, diktatör liderine karşı bir halkın nasıl ayaklanması gerektiği, ayaklanırken ‘sosyal medya’yı nasıl kullanması gerektiği anlatılır. Aradan bir buçuk yıl sonra gerçekleşen ‘Gezi Olayları’na bakıldığında, Mi Minör oyunu bir çeşit prova gibidir. Her ne kadar Memet Ali Alabora, ‘bu sadece bir tesadüf’ açıklamasında bulunsa da, bana kalırsa kendisi de çok iyi bilmektedir ki, bunun açıklaması başka bir şey, fakat kesinlikle tesadüf değil. Mi Minör oyununda kullandığı sembollerin Akp’ye ait şekilleri çağrıştırmasının ve kendisinin oyunla ilgili verdiği röportajda ‘masonik selamlama’ kullanmasının da adı tesadüf olamaz. Zira Türkiye’nin geleceğiyle ilgili 1 milyon olasılıktan, ‘bir koşul’u gözeten ‘birkaç felaket’in ard arda gelişinin adı ‘tesadüf’ diye geçiyorsa, ‘komplo’ ve ‘saldırı’ kelimelerinin lügattan kalkması gerekir.

Yazının başında sorduğumuz soruya geri dönelim. Hükümetin istifası neden isteniyor?

Occupy Turkey (Otpor) Grubu karikatür
Occupy Turkey (Otpor) Grubunun paylaştığı bir karikatür.

Hükümetin, iktidara gelişinden bu yana hem Kürt meselesine hem de ülkenin diğer meselelerine yönelik geliştirdiği ‘çözüm’ler, her seferinde birtakım tehditlerle karşı karşıya kaldı. Özellikle Kürt Açılımı’yla, Kürtlerin hak ve haklı taleplerini Pkk’nın yerine getireceğini düşünen kesime ulaşmak ve bunun önüne geçmek istedi. Bu dönemdeki politikalarının Pkk’yı bitirmek olduğunu, Pkk’nın merkez üssü Kuzey Irak’a yaptıkları çıkartmalardan anlayabiliriz. Hatta İsrael bu çıkartmalara karşı durmak adına 2011’in Ağustos’unda, Kuzey Irak’a insansız hava araçları konuşlandırmıştı. Ekim ayına kadar da ‘biz buradayız’ tehditini sürdürdü. Fakat, Hakkari-Çukurca Faciası yaşandıktan sonra, kesin bir kararlılıkla Kuzey Irak’a girildi, bu sefer mesele kökünden çözülecekti. Peki ne oldu?

Hatırlayalım, 23.10.2011 Van Depremi.
Hükümet bu olaydan sonra geri adım atmak zorunda kaldı.

Depremden bir-iki gün öncesinde Haarp’ın aktif edilmesi için gerekli tüm koşullar -buna siyasi nedenleri de eklemek durumundayız- ne tesadüftür ki gerçekleşmişti. 22.10.2011’de Güneş’te büyük bir patlama yaşanmıştı, Nasa dışında, Rusya Lebedev Solar Aktiviteleri Gözlemevi ve neredeyse bütün bilim enstitüleri bu patlamayı duyurdu. Yine Rusya’nın Karadeniz’deki gözlem ve araştırma tesisi Sura, iyonosferdeki dikkate değer manyetik değişimi ve iyon seviyesini görüntüleyerek kendi sitelerinde yayınladılar. Aynı tarihte Alaska’ya yakın Arkansas ve civarında toplu kuş ve balık ölümleri yaşanmıştı.
Depremden sonra Van bölgesinde araştırma yapan jeofizikçiler, ‘depreme sebep olan fayın aktif fay haritasında yer almadığını’ söylemişlerdi.
Haarp bu tarihte aktif edildi veya edilmedi fakat bu depremin/belki de uyarının, Türkiye’yi Pkk sorununu çözmekten alıkoyduğu ve İsrael ve ABD’nin işine yaradığı bir gerçek.

İşte tam da bu olaylardan sonra hükümetin Kürt meselesine yönelik politikasının değiştiğini anlayabiliriz: ‘Anlaşma Temelli Çözüm Politikası.’ Fakat bu politik duruş devreye girdiği vakit yeni düşman kendini gösterecekti: Esad. Hükümet öncelikle, Esad’ın kendi himayesindeki Kürtleri, hükümetin planladığı ‘entegre/birleşik yapıdaki Ortadoğu sistemi’ne kaptırmak istemeyeceğini anlayınca, Özgür Suriye Ordusu’na destek çıktı, böylelikle yeni çözüm politikasına Esad engelini ortadan kaldıracaktı. Reyhanlı Faciası, olayı iyi okuyamayanlar tarafından farklı nedenlere bağlansa da, gerçekte Erdoğan’ın deyimi ile ‘çözüm süreci’ne ciddi bir darbeydi. Hatırlayalım, ‘hükümet istifa’ sesleri ilk orada dile geldi, Gezi Olayları ile de bu ses kendini iyiden iyiye yükseltti. Hükümet, ‘çözüm süreci’ ile birlikte, daha öncesinde bazı meselelerde ve Esad düşmanına karşı ‘menfaat birlikteliği’ yaptığı İsrael ve ABD ile de yollarını ayırma cesareti gösterdi. Malum, ABD ve İsrael’in Kürtler üzerinden başka planları var ve hükümetin planladığı Ortadoğu Modeli ile ABD ve İsrael’in planladığı Ortadoğu Modeli yani Arz-ı Mevud, birbirine tamamen aykırı.

Şimdi, Gezi Olayları’nda ABD-İsrael ve AB’nin aynı safta hükümete karşı durmasının nedenini anlayabiliriz.
Geçen gün yeni bir deprem uyarısı yapıldı:
“ Almanya Yerbilimler Araştırma Merkezi (GFZ) ve Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün ortaklaşa yürüttüğü çalışma sonucu elde edilen bulgular, Marmara Bölgesi’nde gerçekleşmesi beklenen depremin, İstanbul’un merkezine 15 ila 20 kilometre uzaklıkta olacağını ortaya koydu. Yapılan incelemeler sonucunda araştırmacılar, İstanbul’un güneyinden geçen Kuzey Anadolu fay hattının tanımlanan 30 kilometre uzunluğunda ve 10 kilometre derinliğindeki kısmının 7 ve daha üstü şiddetinde bir depreme sebep olacağını belirtti. İncelemelerin ardından nüfusu 15 milyondan fazla olan İstanbul’un büyük bir risk altında olduğunun tekrar altı çizildi.”

Yine aynı gün YTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şükrü Ersoy: “Marmara kaynaklı depremlerde tsunami beklenmelidir.” açıklamasında bulundu.

Bana kalırsa, bu, söylendiği üzere bir ‘uyarı’dır.

Hükümetin ‘Kentsel Dönüşüm’ projesi bu ‘uyarı’ya karşı bir öngörü daha doğrusu bir önlem olabilir mi?

Olur da, hükümetin ‘çözüm süreci’ başarıyla bittiğinde ve ya bitme aşamasına geldiğinde, bu ‘uyarı’ hayata geçerse, o vakit, bu olayın kesinlikle ‘doğal’ olmayacağını ve ‘doğal’ karşılanmaması gerektiğini, şimdiden söylemiş olalım.

Gül Yardımcıoğlu
21.06.2013

2
Kimler Neler Demiş?

avatar
2 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
Burak Solmazrefsa Recent comment authors
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
refsa
Ziyaretçi
refsa

bu kadim dostları düşman olmuşlar gibi göstermenize şaşırdım..Akepe zaten abede ve israilin projesini yürütüyor..Ne cesareti gösterdi anlamadım..Bütün siyaseti amerikadan ithal kalkmış sanki iki düşman gibi gösteriyosunuz..komiksiniz..

Burak Solmaz
Ziyaretçi
Burak Solmaz

Güzel yazmışsınızda refsa arkadaşında dediği gibi kadim dostlar gerçekten iki düşman mı oldu yoksa öyleymiş gibi mi gösteriliyor orası karışık ha şu da var elbette kim getirdiyse onlar götürecek çünkü siyonizm her zaman kullan at taktiğine göre hareket eder işleri bittiyse hükümetimizle haklı olabilirsiniz ayrıca gezi olaylarının fırsat bilinip bir takım çevreler tarafından kullanılmış olacağınada katılıyorum yanlız gezi olaylarının arap baharına dönmemesinin nedenini ben size söyleyim milletimizin diğer milletlerden daha sabırlı hareket etmesi ve doğruyu savunmasıydı onca insanın arasına pkk ve birtakım örgütlerde sokarak halkın haklı hassasiyetlerini kaşımak istediler ama şunu unutmuşsunuz bu hassasiyetlerin oluşumuda zarar göreceğinden endişede bu hükümet… Read more »

Bunlar da ilgini çekebilir

MASTERS AND SLAVES: The Truth Will Set You Free!

Devamını Oku →