Yükleniyor...
Buradasınız:  Anasayfa  >  Bilim  >  Güncel Yazı

Ali Narçın: Tanrıların Mekânı Anadolu

Tarafından   /  15 Eylül 2014  /  Yorum yOK

No Gravatar

 

 

 

 

Erich Von Danieken “Tanrıların Arabaları” başlıklı kitabıyla dünya genelinde inanılmaz bir üne kavuşmuştu. Ard arda kitap yayınlayan Danieken, çalışmalarının bazı bölümlerini Anadolu’daki buluntuları da inceleyerek eklemiş ve tanrılarla ilgili izler aramıştı. Ancak ne yazık ki Anadolu’daki tanrı izleri sadece tek bir noktayla sınırlı değildi. Bu nedenle kitaplarına işledikleri bazı motiflerin Anadolu’da bulunduğuna dikkat çekmemişti. O halde bu tür izlerin sürdürülmesine bakıldığında tanrıların önce Anadolu’da yaşadıkları ve daha sonraları da dünyanın diğer coğrafik alanlarına yayıldığını görecektik. Motifler ne olursa olsun tanrılar adına dikilen taşlar ve yapılan tapınaklarla o dönemlerde insanların büyük beklentilerinin ezoterik bir anlayışta gizli kaldığını görmekteyiz. Konuyla ilgili ben de araştırmalar yapıyor ve olası tanrı izleriyle karşılaşmak adına arkeolojik sit alanlarında hedefler bulmaya çalışıyordum. Eskiye geçiş dönemleri insanı şaşırtıcı şeylerle karşılaştırsa bile mutlaka gölgeler arkasında bir gerçek yaşam kesitinin olduğunu düşünebiliyoruz. Bu nedenle aralıksız devam edecek olan araştırmalarımla ben de tanrı kimlikleri ve izlerine rastlamak adına çalışmalar yapmalıydım. Önceden belirlediğim noktalara olanaklarım dahilinde ulaşmaya çalışıyor insanlar ve tanrıların bıraktığı izleri bulmaya çalışıyordum. Öyle ki bazen yemek yiyeceğimi unutabildiğim halde dalgınlığa giriyordum.

 

 

Bu izler peşinden koşmak için Diyarbakır’daydım. Zamanımın kısıtlı olmasına rağmen Araştırmalarımı Diyarbakır ve Urfa’da tamamlamayı düşünüyordum. Yoğunluğum nedeniyle bir türlü incelemelerde bulunmak üzere gidemediğim Diyarbakır’a gelmiş ve en iyi yardımcı dostlarımdan Dr. Süleyman Efe’nin evine konuk olmuştum. Süleyman beyin dünya iyisi eşi Ayşe Dicle Efe’nin çektiği resimlerin yanı sıra evde yaptığı yemeklere eski uygarlıklardan kalan tatların katıldığına tanık olmamak elde değildi. Bu dostlarım bölgede her türlü yardımda bulunmuş ve bilemediğim başka arkeolojik sit alanlarına yönlenmemi sağlamışlardı.

 

 

Araştırmalarımın ilk günü Ergani ilçesine bağlı Sesverenpınar köyü sınarları içindeki Hilar Mağarası adı verilen ilk yerleşke yerini dolaşmak ve incelemelerde bulunmaktı. Sonuçta Hilar’a gelmiş orada gözlerime, inanamadığım motifler ve mimari bir planla karşılaşmıştım. Bu mağaradaki çalışmaların insan emeğinin ortaya koyduğunu bir kez daha görmüştüm. Hırsın ve yaşama gücünün yükseltilmesi adına çırpınışlar içinde olan insanlar ölülerine de rahatlık vermek adına kayaların içini oymuş ve oda şeklinde mezar yapma fikrini bize aktarmışlardı. Kayaların yontularak odaların ortaya çıkması ve oda girişlerini de süslemek adına alçak kabartmalarla işlem yapmaları düşündürücüdür. Alçak kabartma şeklinde yaptıkları motiflerin benzerleri Güney Amerika uygarlıklarından Maya heykeltıraşlarının yaptığı eserler arasında da görülmektedir. Maya heykeltıraşların yaptığı ve Chichan İtza arkeolojik alanda bulunan “Chac Mool” heykeli Ergani’deki Hilar mağaralarında kaya mezarların girişinde de bulunmaktadır. Bu kabartmadaki mesajın ne olduğu henüz bilinmezken Maya uygarlığı içinde figure edilen Chac Mool heykeliyle Hilar mağarası adı verilen sit alanındaki nekropolün girişindeki “yaslanmış” kabartmanın benzerlikleriyle ne ilişkileri olabilirdi. James Churchward’ın Batık Kıta Mu ile ilgili tezlerinde göçlerden söz etmektedir. Bu kabartma ile Chichan İtza’da buluna Chac Mool heykeli, benzeri göçlerin aynı kültüre ait olduğunu mu ortaya koymaktadır.

 

 

Hilar mağaraları Diyarbakır ili Ergani ilçesinin 6 kilometre Güneydoğusunda Sesveren Köyü sınırları içinde yer alan ve ilginç platolarıyla bezenmiş bir ilçenin sınırlarında bulunmaktadır. Hilar mağarasındaki bu yapılanmada yer alan mezarların M.S.100-325 tarihleri arasında bir yerleşke haline dönüştüğü ve mağaranın doğal bir yapı içinde sergilendiği anlatılmaktadır. Oysa Hilar’ın biraz daha ötesindeki Çayönü dedikleri sit alanındaki buluntuların çok daha eskiye ait olduğu belirtilmiş ve 10200-5500 yılları arasındaki bir tarihlendirmeyle yüzleştirilmektedir. Hilar’daki kalkerin enine ve boyuna doğru aşınması anlatılmasına rağmen yaptığım incelemelerde kalkerin doğrudan insan emeğiyle şekillendiğini görmek açıkça o dönemlerde insanların ölüleri, hayvanlarıyla iç içe yaşadıklarını göstermektedir. Taşların ne tür aletlerle yontulduğu ise bir sır şeklinde kalmaktadır. Eski dönemin Hilar insanları demiri bilmiyorlarsa taşları ne ile kazıyıp oydular. Bunların yanıtlarını bilim dünyası ileriki tarihlerde mutlaka verecektir. Hilar mağarasındaki ilk çalışmalar, 1979 yılında Çayönü kazıları adı altında gerçekleştirilir. 2006-2010 yılları arasında yeniden bir kazı çalışması yapılmış, Diyarbakır Müze müdürlüğünce turizme açılma projesi uygulanarak koruma altına alınmıştır. Son kazılarda ilave mezar odalarıyla kayaya işlenmiş tekne mezar adı verilen buluntularla karşılanmıştır. Kazının yüzeysel yapıldığı ve hayvan barınağı şeklinde görülen bölümün mezarlarla iç içe olduğu da farklı bir ayrıcalık içinde ele alınmıştır. Kazılarda eski Süryanice yazılmış yazıtların bulunduğu ve kabartmadaki giysilerin de yöresel giysilerden elde edilmiş olduğu görülmüştür. Mağara duvarının üzerinde alçak kabartma şeklinde işlenen yaslanmış figür; Meksika’nın Yucatan (Yukatan) yarımadasında Chichen İtza sit alanındaki Chac Moll’a çok benziyor olmasını şaşırtıcı olarak gördüm. Toltek-Maya kültürüne ait olan Chac Mool’un Ergani’deki bu alçak kabartma figürüne benzer bir biçimde düşünülmesi kültürlerin tek bir noktadan yayıldığı fikrini ortaya koymaktadır. Burada james Churchward’ın Mu kıtasıyla ilgili düşüncelerini ele almadan geçemeyeceğim. Mu’daki kültürün 10-17 bin yıla entegre edilmesi Anadolu’daki medeniyetlerden kalan izlerin de yaklaşık aynı tarihlerle belirtilmesi kültürün Mu’dan yayılma fikrini ortaya koymaktadır. Mu kıtasının doğal afetler karşısında sulara gömülmeden önce yaklaşık 10 koloni şeklinde yıldızın diğer bölgelerine dağılması bu kültürlerin ana kıtadan yayıldığı fikrini doğruluyor. Anakıtadan yayılanların önceleri tanrı konumunda görüldüğünü belirten yazmanların ağızbirliği yapmışcasına aynı şeyleri tekrarlamaları bana ilginç gelmedi. Çünkü kültürün çıkış noktasının aynı yer olduğunu gösteren yüzlerce belirgin belgeler karşımızda durmaktadır. Bu nedenle Ergani’de gördüğüm motif, daha doğrusu yarım şekilli heykelin mimarı olan heykeltıraşın bunu bilinçli bir şekilde yaptığı açıkça ortadadır. Peki kilometrelerce birbirlerinden uzak bulunan bu kültürlerde “Chac Moll” heykeklinin yapılmasının amacı neydi?

 

 

Araştırmalarım esnasında çevredeki kalkerlerin bir zamanlar bölgede olası bir yanardağın patlayarak lavların ortaya saçılma fikrini akla getirmektedir. Ancak halkın dilinden dolaşan Karacadağ efsanesine çok daha farklı bakmak gerekmektedir. Kaya parçalarının bazalttan oluşu ve taşların genellikle elips ve yuvarlak oluşu bir Supernova’nın atmosferde parçalanarak toz haline gelmeden yere saçılmasıdır.

 

Bölge insanları tarımın ilk başlama yerinin Çayönü sit alanındaki buluntulara bağlamaktadır. Orada yapılan kazılarda arpanın ekildiği ve yerleşim alanlarının da çok eskilere dayandığı belirtilmektedir. Orada yaptığım araştırmalar esnasında Nekropol ile Çayönü’ndeki yerleşim alanlarındaki kayalarda bazı hayvan figürlerine benzer bir dönüşüm gördüm. Bunların araştırılmasının gerektiğine inanmaktayım.

 

 

Ali Narçın

 

 

 

    Çıktı       E-Posta

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz

Bunlar da ilgini çekebilir

Doç. Dr. Yavuz Örnek, Nuh Tufanını Anlatıyor

Devamını Oku →