Yükleniyor...
Buradasınız:  Anasayfa  >  Manşet Haberler  >  Güncel Yazı

İslâm’da Milliyetçilik Meselesi

Tarafından   /  17 Ocak 2015  /  2 Yorum

No Gravatar

İSLÂM’DA MİLLİYETÇİLİK MESELESİ

 

İçinde birlikte yaşadığımız toplumun bireyleri olarak önemli bir çoğunluğumuz gerek bilinçli bir şekilde, gerekse bilinçsizce ezberden veyâ hobi olarak değişik bir takım, düşünce , fikir ve inanç sistemlerinin mensubu ve savunuculuğunu yapıyoruz. Bunların belli başlı hepsinin sağ-sol ayrımında ele alınıp hiyerarşik bir şema içinde incelenmesi uzmanlık gerektiren zor bir konudur. Bunlardan ülkemizde istisnâsız sağ görüş kapsamında yer alan Milliyetçilik olgusu iyi anlaşılmadığı ve(yâ) yanlış anlaşıldığı için sık sık tartışma konusu olur. “Milliyetçi miyim; değil miyim?”, “Milliyetçilik ırkçılık mıdır; değil midir?”, “Milliyetçiliğin İslâm’ın prensip, emir ve yasaklarına göre hükmü nedir?”… gibi sorular bir çoğumuzun kafasını kurcalamıştır zaman zaman.

 

 

Milliyetçiliğin genel çatı tanımının bir ırk üzerine kurulu olmadığını öncelikle belirtmekte fayda var. En sâde şekliyle tanımlayacak olursak, milliyetçilik, ortak dil, târih ve kültür bağlarından bir üst yapı oluşturabilmiş insan toplulukları olan millet veyâ ulusların her birinin kendi varlık unsurları olan ortak değerlerini devlet çatısı altında muhafaza ederek ilerlemesinin insanlığın ideal ilerleme modeli olduğunu savunan düşünce sistemidir. Irkçılık milletlerin ve milliyetçiliğin üzerinde bir ideolojiden çok bir hastalık olduğunu düşündüğüm bambaşka birşeydir. Günümüzde bütün toplumların ve milletlerin çoğunluğunda ayıplanıp olumsuz değerlendirilen bir eğilim olduğu da tartışılmaz bir gerçektir. Faşizm ise uygulamada bir ideoloji ve rejim olarak ilk kez 20. asrın başlarında İtalya’da Benito Mussolini tarafından ortaya koyulmuş, otoriter devlet üzerine kurulu radikal milliyetçi bir yönetim sistemi olup günümüze kadar sarkan bir asırlık süreç içerisinde aynı zamanda otoriterlik, anti-demokratiklik, farklılıklara tahammülsüzlük gibi eğilimleri ifâde etmek için kullanılan bir kavrama da dönüşmüştür. Faşizm ile milliyetçilik arasında bir ilişki ve kesişme noktası olduğuna, hattâ faşizmin milliyetçiliğin bir alt türevi olduğuna dikkat etmek gerekir. Ancak İtalyan faşizmi İtalyan vatandaşlığı kavramını ön plâna çıkartıp bu ülküyü benimseyen insanlar arasında soy, kan ve ırk gibi farklılıkları gözetmediği için ırkçılıkla bağlantılı değildir. Bu ideoloji ve rejime en yakın olan, doktrini 19. Asrın sonlarında ortaya konan ve rejim olarak ilk uygulamasını İtalyan faşizminden etkilenerek Adolf Hitler’in ortaya koyduğu nasyonal sosyalizm (milliyetçi toplumculuk) Rusya’dan yayılan sosyalizmi bir zehir olarak görüp bunun karşısında kendisini etnik milliyetçi sosyalizm olarak tanımlayan anti-kapitalist (ama anti-marksist) ve anti-semitik dünyâ görüşüdür ve İtalyan faşizminin aksine Alman vatandaşlığı değil; Alman kanı taşıma düşüncesi ön plândadır. Yâni İtalyan faşizmi milliyetçi; Alman nasyonal sosyalizmi de ırkçıdır.

 

 

Milliyetçi ideolojiler, düşünce ve kavramlar şeklindeki alt başlıkların tanımlarına girmeden, sâdece isimleri örneklendirildiği takdirde bu kavramlar arasında kesişme noktaları, benzerlikler gibi ilişkiler kaçınılmaz olur. Faşizm, Nasyonal Sosyalizm, Şovenizm, Vatanseverlik, Atatürk Milliyetçiliği, Atatürkçülük (Kemâlizm) Türkçülük, Kürtçülük, Etnik Milliyetçilik…vs.

 

 

Ülkemizin her köşesinde milliyetçiliğin bir çeşitleme, yorum ve alt formunu görmek mümkün. Son yıllarda doğduğu bölge, yöre, şehir, kasaba hattâ köy ile övünme eğilimini biraz abartarak sergileyen tavırlar için mikro-milliyetçilik diye bir tanımlama da ortaya çıkmıştır. Bir Trakyalı olarak bu tanımlama için en güzel örneğin şu sıralar azalsa da belli bir süredir moda olan Trakyalı mikro-milliyetçiliği olduğunu söyleyebilirim. Şîvesi, eğlence kültürü, fazla alkollü içki tüketimi… gibi unsurlarla kendini gösteren… Bundan hemen önce bi Karadeniz, bir ara da Ege, onlardan önce de Çukurova ve Güneydoğu furyaları, yöre dizileri öncülüğünde baş göstermişti. İnşa’Allah bu toprakların farklı kültürel ve etnik unsurları arasındaki yabancılaşmayı giderip, ayrılık-gayrılık gütmeden istisnâsız bütün kültürel değerlerini benimseyip sâhiplenmeyi tetikleyen bir üst bilinç oluşmasına bir nebze katkı sağlamıştır.

 

 

Milliyetçiliğin İslâm’daki yeri konusuna girmeden önce yakın târihimizde İslâm hassâsiyeti çok ön plâna çıkan bir lîder olan, aynı zamanda yazdığı makâleler “İslâmî Manifesto” adı altında oğlu tarafından kitaplaştırılarak basılan bir mütefekkir olan, bu yönü sebebiyle de kendisine “Bilge Kral” denilen, aynı zamanda bir asker ve komutan olan ve bağımsız Bosna-Hersek’in ilk cumhurbaşkanı olan Aliya İzzetbegoviç’in (d. 8 Ağustos 1925 – ö. 19 Ekim 2003) milliyetçiliğe dâir düşüncelerini paylaşmak istiyorum kısa ve öz. Şu alıntı yeterli olacaktır:

 

 

“Bilgisiz kimselerin zihinlerinde kargaşa yaratmak için başvurulacak ilk ve en etkili yol, millî olanla milliyetçi olan arasındaki farkı gözden kaçırmaktır. Aslında bu fark bâzen sevgi ve nefret arasındaki fark kadar büyük olabilir.
Millî duyguları olan bir insan, kendi halkını sever, onların kusurlarını da erdemlerini de kendi üstünde taşır, o halka âittir. Bir milliyetçi ise kendi halkını sevmekten çok başkalarından nefret eder, daha da önemlisi, uygulamada, başkalarının mülkü olan şeyi ister. Başkalarına âit farklılıkları boğar, hoşgörüsüzdür, fiziksel baskı uygular. Kendisine âit olanı savunmaz, kendisine âit olmayanı da ister. Aşırı milliyetçiliğin özünde Tanrı’ya inanç yoktur. Dünyânın bütün büyük dinleri şu basit hakîkati öğretmeye çalışır (ve bütün hakîkatler basittir): Sana yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkasına yapma. Ya da öyle hareket et ki, davranışların herkes için geçerli olsun; ne sana göre degişsin ne de başkalarına göre…” 
[Aliya İzzetbegoviç (Dnevni Avaz, 8 Nisan 1999)]

 

 

Bu alıntıda birkaç değişik noktaya çok sert îtirazlar geldiğini duyar gibiyim ve küfür ve hakârete varmadığı sürece îtirazların hepsine saygı duyuyorum. Zâten ortada bu kadar farklı milliyetçilik anlayışı ve çeşitlemesi varken bu alıntıda bahsi geçen herşeyin herkes için geçerli olması da mümkün değil. Sâkin olup ortaya daha önce kimsenin koymamış olduğu çarpıcı bir ayrıma dikkat etmekte fayda var. Bilge Kral “Millîlik (millî olan, millî düşünce) / Milliyetçilik” diye bir ayrım ortaya koyuyor ve bu, aralarındaki farkın bâzen sevgi ile nefret farkı seviyesinde olacak kadar mutlak bir ayrım. Başka bir değişle, içinde insan sevgisi (veyâ hümanizm), farklılıklara karşı saygı ve hoşgörü, İslâmî veyâ başka bir dînî hassâsiyeti (Yahudilik, diğer semâvî dinlerden temel farkı tam da bu noktada olduğu için hariç tabi) taşıyıp ta milliyetçiliği hayâtî önemli bir değer olarak sâhiplenen birinin yapacağı olumsuzluk, karşıtlık ve öfke içermeyen tanımlamanın kapsamında olabilecek herşey için “millî olma” ifâdesini kullanıyor. Kendisinin kavramlaştırdığı bu ifâdenin zıt (anti-millî) ve olumsuz (gayrı millî) anlamlarına baktığımızda zâten ortama hafiften bir anarşizm kokusu sızıyor. Zıt anlamlısında milletleri millet yapan herşeyi ortadan kaldırmak şeklinde bir tavır; olumsuzunda da aynı şeylere karşı bir kayıtsızlık, bilinçsizlik, gaflet…vs.

 
Bilge Kral’ın konuyla ilgili tefekkürünün diğer bir yanı olan milliyetçiliğe baktığımızda ise, bu konuya geçmeden önce yaptığımız kısa turda karşımıza çıkıp milliyetçilik ile kesişen, milliyetçiliğin kapsamına giren bütün olumsuz eğilimlerin bu kavramdaki “-yet” ve özellikle de “-çi” eklerine karşılık gelecek şekilde yorumlandığını görüyoruz. Yanlış anlaşılmasın, “-yet” ekinden sonra ortaya çıkan “milliyet” kelimesinde kendi başına bir olumsuzluk kesinlikle söz konusu değildir. Milliyet, İslâmî literatürde karşılığı “kavmiyet” olan (Milliyetçilik ve din arasında kalanlar veyâ takiyyeciler kavmiyet kelimesinin milliyet ile eş anlamlı olduğunu kabûletmezler; İslâm’ı açıkça reddeden ve karşısına tehdit olarak alanlar ise bu konuda benimle hemfikirdirler.) cins isim türünde soyut bir sözcüktür ve sıfat ta olmadığı için olumlu veyâ olumsuz değer yüklenmesi söz konusu değildir. Soyut, ama varlığı inkâr edilemez bir gerçekliktir yâni. Kavmiyet sözcüğü de eş anlamlısı olduğu için aynı şeyler İslâmî literatürde onun için de geçerlidir. Hattâ aynı anlama gelmeyen “ırk” kelimesi de aynı bu şekildedir, yanına “-çı” eki gelmediği sürece gâyet mâsum ve nötr bir kavramdır. Batı kaynaklı karşılığı “-ist” olan bu “-cı, -ci, -cü, -cü” eklerinin bu alanda (guitar-ist, sayısal-cı… gibi değil!) kullanıldığı durumlar üzerine fırsat buldukça uzun uzun düşünmekte fayda olabilir. “Sağcı-Solcu” söyleminin millî hâfızamıza bıraktığı izler ve günlük fikirsel ve siyâsî tartışmalarımızda çok sık kullandığımız ve duyduğumuz “ben şucu, bucu değilim!”, “milleti şucu, bucu diye ayırmayın kardeşim!” gibi klişe ifâdeler de bu eklerin kavramlardaki etkisini çok güzel dışa vurup bizleri Bilge Kral’a hak vermeye çağırıyor âdetâ.

 

 

Buraya kadar olaya tamâmen seküler ve tarafsız bir kafayla bakmak için gayret sarfettim, konuyla ilgili değinilmesi gereken daha çok önemli ve bizi yakından ilgilendiren birçok nokta olduğunun farkındayım, fakat hem işin içinden çıkamamaktan korktuğum için hem de sizi, birçoğunuzun muhtemelen benden çok iyi bildiği konularla sıkmadan bir an evvel yazma amacım olan kısma girmek istiyorum: İslâmiyet’te milliyetçilik.

 

 

İslâm’ın başlıca kaynakları olan Kur’an-ı Kerim ve hadîs-i şerifler ışığında milliyetçiliğe dâir doğrudan veyâ dolaylı olarak nelerin söylendiğine İslâm hassâsiyeti baskın olan siz inananlarla birlikte bakmak istiyorum. Kavmiyet ve milliyet kelimelerinin; dolayısı ile kavmiyetçilik ve milliyetçilik kelimelerinin de eş anlamlı olduğunu tekrar hatırlatmakta fayda var (Kavim: dil, târih, kültür, ideal ve vatan birliği olan topluluk demektir. Bâzı tanımlarda din birliği ve gelenek birliği de sıralanması “millet”ten ayrı bir anlam yüklenmesini gerektirmez ki, zâten millet kelimesinin İslâmî tanımlarında da bunlar bâzen söylenir.) Şimdi isterseniz önce Kur’an- Kerim’den bulduklarımızı sâde ve net çevirilerle ortaya dökelim:

 

<<< Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışasınız diye milletlere, kabîlelere ayırdık. Haberiniz olsun ki, Allah katında en şerefliniz, en takvâlınızdır. Muhakkak ki Allah bilendir, herşeyden haberdârdır. >>> (Hucurât / 13)

 
<<< Mü’minler ancak kardeştirler, onun için iki kardeşin aralarını düzeltin ve Allah’tan korkun ki rahmete lâyık olasınız! >>> (Hucrât / 10)

 
<<< Yine göklerin ve yerin yaradılışı ile dillerinizin ve benizlerinizin farklı oluşu da O’nun âyetlerindendir. Şüphesiz, bunda düşünenler için ibretler vardır. >>> (Rûm / 22)

 
<<< Gemi, içindekilerle birlikte dağlar gibi dalgalar içinde akıp gidiyordu ve Nuh ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna: “Ay oğlum, gel bizimle berâber bin, kâfirlerle berâber olma!” diye seslendi. >>> (Hûd / 42)

 
<<< O: “Ben, beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım.” dedi. Nuh: bugün Allah’ın emrinden koruyacak yok; meğer ki o rahmet ede!” dedi, derken dalga aralarına giriverdi ve o da boğulanlardan oldu. >>> (Hûd / 43)

 
<<< Nuh Rabbine seslenip: “Ey Rabbim! Elbette oğlum benim âilemdir. Sen’in va’din de kesinlikle haktır ve Sen hâkimlerin en iyi hükmedenisin!” dedi. >>> (Hûd / 45)

 
<<< Allah: “Ey Nuh! O kesinlikle senin ehlin(âilen)den değildir. Çünkü o sâlih olmayan bir amelin sâhibidir. Hakkında bilgin olmayan birşeyi benden isteme! Ben, seni, câhillerden olmaktan sakındırırım.” >>> (Hûd / 46)

 
<<< De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşîretiniz, kazandığınız mallar, kesâda uğramasından korktuğunuz ticâret, hoşlandığınız meskenler; size Allah’tan, Resûlü’nden ve Allah yolunda cihâd etmekten daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah, fâsıklar gürûhunu hidâyete erdirmez.” >>> (Tevbe / 24)

 

 

<<< Allah’a dâvet eden, sâlih amel işleyen ve: “Ben gerçekten müslümanlardanım” diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir? >>> (Fussilet / 33)

 

 

Yukarıda konuyla doğrudan ve dolaylı olarak ilgili bulabildiğim âyetlerden özet olarak başlışa şu sonuçları çıkartmak mümkün:

 

 

Milletler ve milliyet olgusu beşerî ve seküler tasarruflar sonucu değil; Allah’ın irâdesi ile belli hikmetler üzere oluşturmuş olduğu bir farklılık durumudur.

 

 

1- Allah katında milliyet üstünlüğü diye bir üstünlük söz konusu değildir; tek üstünlük ölçütü takvâdır.

 
2- Mü’minler (diğer âyetlere dayanarak: milliyet farkı gözetmeksizin) kardeştir. Hattâ Nuh Aleyhisselâm’ın oğlu mü’minlerden olmayıp kâfirlerden olduğu için kardeşlik bağını bırak; baba-oğul bağı bile hükümsüz kılınmıştır.

 
3- Müslümanlar için Allah’tan, ümmeti oldukları Rasûlünden ve Allah yolunda cihad etmek dâvâsının üzerinde tuttukları herhangi bir dünyevî, beşerî ve seküler dâvâ için ciddî bir uyarı söz konusu. “Açıktan günah ve haram işleyen” anlamına gelen “fâsık” ifâdesi de bu uyarıdan sonra geçiyor “Allah fâsıklar gürûhunu hidâyete erdirmez!” şeklinde.

 
4- Allah’a dâvet etmek, sâlih amel işlemek ve “ben gerçekten müslümanlardanım” demek şeklinde özetlenen ideal mü’min modelindeki (kayıtsız şartsız) müslümanlardan olmak vurgusu İslâm’ın olması gerektiği gibi evrenselliğinin gereğidir.

 

 

İslâm’ın ikincil derecede önemli diğer kaynaklarından olan hadîs-i şeriflerde, özellikle Vedâ Hutbesi’nde Kur’an-ı Kerim’le aynı doğrultuda mesajlardan bâzıları ile devâm edelim:

 

 

<<< Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvâ iledir. >>> (İbni Neccar)

 

<<< İslâm, câhiliyetten kalma ırkçılık ve kabîleciliği ortadan kaldırmıştır. >>> (Buharî, Ahkâm: 4)

 

<<< Irkçılığa (asabiyyeye) çağıran bizden değildir; ırkçılık için savaşan bizden değildir; ırkçılık üzere, asabiyye uğruna ölen bizden değildir. >>> (Müslim)

 

<<< Bir kimseyi ameli geri bırakmışsa, nesebi, soyu onu kurtaramaz, yükseltemez, ilerletemez. >>> (İbn Mâce, Mukaddime 17, hadis no: 225)

 

<<< Rabbiniz de birdir, babanız da birdir. Dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Acem, Acemin de Arab üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Yine kızılın kara üzerine, karanın da kızıl üzerine üstünlüğü yoktur. Hiç bir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Yalnız takvâ bakımından biri diğerine üstün olur. >>> (Ramuz- İbni Neccar)

 

<<< Irkçılık yapan, ırkçılık için savaşan ve ırkçılık uğrunda ölen, bizden değildir. >>> (Ebû Davud)

 

<<< Bir kısım insanlar vardır ki, cehennem kömüründen başka bir şey olmayan adamlarla iftihar ederler, övünürler İşte bunlar ya bu övünmeden vazgeçerler, ya da Allah nezdinde, pisliği burunlarıyla yuvarlayan pislik böceklerinden daha değersiz olurlar. >>> (Ahmed bin Hanbel, 2/524; Ebû Dâvud, Edeb 111)

 

<<< Kim hevâsına uyarak bâtıl yolda cenkeder, kavmiyetçiliğe (asabiyet) çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre kapılırsa, câhiliyye ölümü üzere (kâfir olarak) ölür. >>> (İbn Mâce, Fiten 7)

 

<<< Rasûlullah (s.a.s.)’a soruldu: “Kişinin soyunu, sülâlesini (kavmini, ulusunu) sevmesi asabiyet (kavmiyetçilik, ırkçılık) sayılır mı?” Hz. Peygamber şöyle cevap verdi: “Hayır. Lâkin kişinin kavmine zulümde yardımcı olması asabiyettir/kavmiyetçiliktir. >>> (Ahmed bin Hanbel, 4/107, 160; İbn Mâce, Fiten 7, hadis no: 3949)

 

 

Buradaki birkaç hadiste de konumuzla ilgili âyetlerle aynı doğrultuda olup yoruma pek fazla açık olmayan uyarılar yer almaktadır. Ayrıca bütün hepsinin toplamından da milliyet ve milletler gerçeğinin hak ve yaradılıştan olduğunu, insanın milliyetini ve milletini veyâ herhangi başka bir milleti sevmesinde, koruyup kollamasında bir kısıtlama ve sakınca olmadığını; fakat bunun bir üstünlük, övgü, gurur, kibir kaynağı olarak görülüp hayatta en öncelikli dâvâ edinilmesinin İslâm’da yeri olmayıp yasaklandığı da derli toplu bir sonuç cümlesi olarak yerinde olacaktır. Bu anlaşılabilir ve evrensel bir değerdir, seküler bir mantıkla da çok yakın bir sonuca ulaşılabilir ve ulaşılmıştır da zâten.

 

 

Aliya İzzetbegoviç’in ortaya koymuş olduğu millî olma ve milliyetçilik arasındaki farka tekrar dönüp “Aşırı milliyetçiliğin özünde Tanrı’ya inanç yoktur” tespitinin ülkemiz ve kendi sosyal çevremizdeki karşılığına da bakalım. Bizdeki aşırı milliyetçilerin çoğunda açık açık böyle bir dışavurum söz konusu olmamakla birlikte, aksine İslâm yerine Şamanizm ve Göktanrı inancını benimseyip savunan bir söylem dikkat çekmektedir. Bunun söylemden öte nasıl bir uygulama ve ibâdet karşılığı olduğu hakkında pek bir fikrim yok, ancak Türklüğü kutsayıp yüceltmek, kurt sembolünü kutsal kabûletmek ve internet ortamlarında bol bol kullanmak, yine internet ortamlarında ırkçı slogan ve propogandalar paylaşmaktan öteye bir pratik sahası olduğunu sanmıyorum. Dikkat edin, yalnızca etrâfımdaki sosyal çevreden gözlemleyebildiğim kadarıyla çoğunluğu ergenlik devrelerinde olan, yaşam tarzlarına baktığımızda, sloganlarla savundukları fikriyat ve disiplinin aksine buram buram anarşizm kokusu salan, hattâ uygulama ve yaşantıda ateizme daha yakın olan, Batı kültüründen hiç tâviz vermeyen, hattâ genelde rock, metal falan dinleyen, gitar mitar çalan, küpe müpe takan, kimlik arayışında hobi olarak, farkedilmek ve herhangi birşeylere âsî tavır içinde olmanın câzibeli güdüsüyle İslâm’sız ve Radikâl Türk Milliyetçiliği etiketini taşıyan bir kesimden bahsediyorum.

 

 

Türklüğü, “Araplaşmak” olarak gördükleri İslâm’dan ayırmak için “dinsizlik” câzip bir söylem olmadığı için, “İslâm Arabın dîni, bizim değil! Bizim öz ve hak dînîmiz Göktanrı inancıdır.” söyleminin bir taktik olarak tercih edildiğini düşünmek te mümkün. Tabi bu söylemin de dinsizlik söyleminden câzibe açısından pek bir artısı olmadığı için lâf cambazlıkları ve takiyyecilik en ağırlıklı tercih. Örneğin “Türkler İslâm’dan önce üstün ve âsîl bir milletti, İslâm Türklerin millî bilinç ve hislerini zayıflattı, Türkleri Araplaştırdı.” tezi bu konuda popüler bir söylemdir ve İslâm’a düşmanlık îtirâfı açısından cesurca bir söylemdir. Tezin göreceli olarak haklılık payı da var tabi, bunu dürüstçe kabûl edip şu şekilde izâh etmek lâzım: Hangi millet olursa olsun, İslâm’ın açıkça ortaya koyduğu yukarıdaki hüküm ve ilkeler varken İslâm’ı kabûl ettikten sonra değişmemesi düşünülemez. Göreceli olan; İslâm’ın bu şekilde milletten birşeyler mi götürdüğü, millete birşeyler mi kattığı, zarar mı, fayda mı verdiği… Radikal milliyetçiliğin sâdece İslâm’a ters olmayıp; günümüz toplumlarının büyük bir çoğunluğunda kabûl görmeyip eleştirildiğini hesâba katarsak bu sorulara objektif ve gerçekçi cevaplar verebilmek mümkün.

 

 

İslâm, “millî olma, millîlik, millî düşünce” kapsamına girebilecek hiçbirşeyi yasaklamaz, bilâkis destekler, teşvik eder. Zâten Türkiye’de milliyetçilik 80 öncesine kadar “İslâm dâvâsı” ile hemen hemen aynı şeydi. Hattâ başka bir İslâmî hareket olan Millî Görüş hareketi buna güzel bir örnek teşkil eder. Demek ki, milliyetçilik çatısı altında Fransız İhtilâli’nden beri fikirsel ne kadar birikim, uygulama ve yorum farklılığı falan olduysa, hepsini bi araya toplayıp İslâmî hassâsiyetler ve kırmızı çizgiler süzgecinden geçirerek te elde teorisi ve pratiği tutarlı ve sağlam, hareket alanı daratılmayıp aksine genişletilerek evrenselliğe kavuşmuş bir saha kalıyor. Buna surat ekşitip evrensel olmayan ve “Anti-İslâmcı Milliyetçilik Anlayışında” ısrar etmenin pek akıllıca bir tercih olmayacağı âşikârdır.

 

 

Türkiye’de milliyetçilikle ilişkili ideolojik akımların, tıpkı nasyonel sosyalizmin Rusya merkezli sosyalizme tepki olarak ortaya çıkmış olması gibi, İslâm’a karşıt bir tepkisel durumlarının olması size haddi aşan bir iddiâ gibi geldiyse, herhangi bir basılmış şiir kitabı olmayan, Türkiye’de 1-2 yıl öğretmenlik yapıp askerlikten sonra Almanya’ya yerleşip orada öğretmenliğe devâm eden internette ne öğretmeni olduğunu bile bulamadığım Süleyman Apaydın isminde bir öğretmenin yakın geçmişteki cumhûriyet mitingleri döneminde çok popülerleşip devlet okullarında alâkalı-alâkasız bütün belirli günlerde de bangır bangır okutulan “Yıkın Heykellerimi” adlı meşhur şiirinin sözlerine ve verdiği mesajlara bir dikkat buyuralım:

 

 

YIKIN HEYKELLERİMİ

 

Ey milletim,
Ben Mustafa Kemal’im.
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim,
Hâlâ en hakîki mürşit değilse ilim,
Kurusun damağım, dilim;
Özür dilerim.

Unutun tüm dediklerimi,

Yıkın diktiğiniz heykellerimi.

 

Özgürlük hâlâ
En yüce değer
Değilse eğer,
Prangalı kalsın diyorsanız köleler;

Unutun tüm dediklerimi,

Yıkın diktiğiniz heykellerimi.

 

Yoksa çağdaş medeniyetin bir anlamı,
Ortaçağa taşımak istiyorsanız zamanı,
Baş tâcı edebiliyorsanız
Sanatın içine tüküren adamı;

Unutun tüm dediklerimi,
Yıkın diktiğiniz heykellerimi.

 

Yetmediyse acısı şiddetin savaşın,
Anlamı kalmadıysa
“Yurtta sulh dünyada barış”ın,
Eğer varsa ödülü silahlanmayla yarışın;

Unutun tüm dediklerimi,
Yıkın diktiğiniz heykellerimi.

 

Özlediyseniz fesi, peçeyi;
Aydınlığa yeğliyorsanız kara geceyi,
Hâlâ medet umuyorsanız
Şıhtan, şeyhten, dervişten,
Şifâ buluyorsanız
Muskadan üfürükçüden;

Unutun tüm dediklerimi,
Yıkın diktiğiniz heykellerimi.

 

Eşit olmasın diyorsanız kadınla erkek,
Karaçarşafa girsin diyorsanız
Yobazın gazâbından ürkerek,
Diyorsanız ki okumasın
Kadınımız, kızımız
Budur bizim alın yazımız;

Unutun tüm dediklerimi,
Yıkın diktiğiniz heykellerimi.

 

Fazla geldiyse size
Hürriyet, cumhûriyet;
Özlemini çekiyorsanız
Saltanâtın, sultanın;
Hâlâ önemini anlayamadıysanız
Millet olmanın;
Kul olun,
Ümmet kalın.
Fetvâsını bekleyin şeyhülislâmın.
Unutun tüm dediklerimi,
Yıkın diktiğiniz heykellerimi.
RAHAT BIRAKIN BENİ!

 

Süleyman Apaydın

 

Fazla yoruma gerek yok. Konuşan sözde Mustafa Kemâl. Sitem ediyor… Seçilen göreceli ve subjektif ve neyi kastettiği kişiden kişiye büyük farklılıklar oluşturabilecek muğlak ifâdelere dikkat edelim: “çağdaş medeniyet”, “sanâtın içine tüküren adamı baş tâcı etmek”, “şıh, şeyh derviş, muska, üfürük”, “yobaz ve yobazın gazâbı”, “millet olmak; kul olmak, ümmet kalmak” gibi kemalizm ideolojisi içerisinde tanımlanmış olumlu ve olumsuz değerleri ifâde eden sözcüklerle bir ülkenin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı olup, yıllar önce vefât etmiş bir insanı yaşıyormuş gibi bu şekilde konuşturmak sakıncalı değil midir? Bu meşhur 5816 ne işe yarar tam olarak, sâdece eleştirenlere ve hakâret edenlere yönelik mi kullanılır? Bu şekilde kendi işine geldiği gibi sömürenlerin yaptığı suç olmuyor mu?

 

 

Şiirin en can alıcı noktası da “kul olma”nın (tamam hadi, Allah’a kulluk kastedilmiyordur canım, işte pâdişaha kul, yöneticiye bilmemneye kul kastediliyordur di mi!?) “ümmet kalma”nın (bunda kıvırma ve kaçış noktası yok!) millet olmaya engel olması telkinini nasıl savunacağız!? İnternette Atatürk resimleriyle onlarca video’ları var, paylaşım rekorları kırmıştır muhtemelen, küçücük mâsum yavrularımız muhtemelen konuşanın hakkaten Atatürk olduğunu zannediyor. Bu şekilde bir Atatürk oluşuyor bilinç altlarında. İslâm’a dâir ne varsa bodozlama ve sinsice bir saldırıdan başka bişey değil! Bunun aksini iddiâ edip, bu yapılanı “İslâm’ın özüyle alâkası yok; şarlatanları kastediyo” martavallarıyla aklamaya, hattâ İslâmî bile göstermeye çalışanlara şâhit oldum, komedi gibi… Bunun sonuçları konusunda da başkalarını suçlamamaları gerektiğinin altını çizerek, sakıncaları konusunda herkesi vicdânıyla başbaşa bırakıyorum.

 

 

Sonu da ayrı bir komedi. “RAHAT BIRAKIN BENİ!” diyor sözüm ona Atatürk… Nerden tutarsınız artık, orası size kalmış, bilemiyorum.

 

 

Târih boyunca hiçbir tepkisel/karşıtçı sistem sağlam, kalıcı ve evrensel olamamıştır. Evrensellikte kendini zıtlıkla, “anti”likle, karşıtlıkla tanımlamaya yer yoktur! Hitler’in sosyalizme karşıt tepki olarak uyguladığı ideolojik rejimi gibi, tutup ta milliyetçiliği, Atatürkçülüğü… vs “ümmetçilik, kul olmak, köle olmak” gibi paravan ve muğlak ifâdelerle 14 asırlık evrensel bir semâvî dîne karşıtlık üzerinden doktrinlemeye kalkarsanız, bunu ister sinsilikle yapın, ister açık ve net bir dille, olacağı bellidir. Daha açık konuşmak gerekirse, Türk milletinin büyük çoğunluğu Ümmet-i Muhammed’in kapsamına giriyor ise, ve sen bu kapsamı külliyen reddetmekle kalmayıp ona karşı savaş açarak, âit olduğunu iddiâ ettiğin o milletin tamâmını veyâ ekseriyetini o kapsamdan kurtarma(!) mücâdelesi veriyorsan elde ettiğin ve edeceğin sonuçlara abartılı seviyelerde şaşkınlık ve hayretlerle tepki vermen komik kaçar.

 

 

Kaynağı nefret olan hazzın mâliyeti yaşama sevincidir.
Selâmetle…

 

İlker BATMAZ
16.01.2015

Kimler Neler Demiş?

2 Yorum - "İslâm’da Milliyetçilik Meselesi"

Bildir
avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler | Beğenilenler
Saban Bayrak
Ziyaretçi
27.11.2014 Niye ATATÜRKe her namazda DUA etmelisiniz Kazandigi savaslar, yaptigi inkilaplar, kurdugu devlet hepsini bir kenara birakalim. Tek bu sebep yeter. ATATÜRK Kuranìn ilk emrini yerine getiren Millete okuma yazma ögreten kisidir. Allah emrediyor <<<<>>>> yani peygamberimize oku diye ilk vahiy „ilk emir“geliyor Cumhuriyete ve onun devrimlerine saldıranlar bir bahane uydurdular; ‘harf devrimi milleti cahil bıraktı, Arap alfabesini terk etmekle 24 saat içinde herkes cahil kalıverdi’ diyerek, cumhuriyete ve Atatürk’e saldırı yapılmaktadır.. Peki, bu iddia doğru mudur? ‘Halep ordaysa arşın buradadır’ diye bir söylem var. Buyurun, belgeler konuşsun. 1- Harf devrimi yapıldığı zaman Anadolu’da 13-14 milyon insan var… Bunların büyük… Read more »
Saban Bayrak
Ziyaretçi
2014/12 Cekilmeyi uygun görmüyorum ama Ordumuzu Süleyman Sah harekiti icin kutluyorum, Musul/Kerkük ve bayir/Bucak ta kalici olmak sartiyla oradaki TÜRKlerin güvenligini saglamalarini diliyorum. Baskanlik sistemine hayir diyerek 2. BOP baskani MASON TEYYUPa daha fazla yetki yok. Tek kisiye Türkiyenin gelecegi ve güvenligi emanet edilemez. Güvenlik paketi ile bu gün uygulanamayan cezalar dahada hafifletilecek, böylece PKKya verilmis sözlerin biri daha yerine getirelecek ki Güney Dogu bölünsün. TÜRKIYE Orta Asya ve Orta Dogu`nun ANAHTARidir Islamin son kalesi TÜRKIYE`dir. TÜRKIYE düserse hem Orta Dogu hemde Orta Asya düser. Emperyalist güclerin tüm cabasi bunun icindir, hatta Almanyanin Türkiyeyi hedef almasida bu yüzdendir. Hiristiyan devletler… Read more »
wpDiscuz

Bunlar da ilgini çekebilir

MASTERS AND SLAVES: The Truth Will Set You Free!

Devamını Oku →