Yükleniyor...
Buradasınız:  Anasayfa  >  Anahtarcı Yazıları  >  Güncel Yazı

Aynadan Yansıyan Sen

Tarafından   /  22 Aralık 2016  /  Yorum yOK

No Gravatar

Gördüğüm, işittiğim, dokunduğum dünyanın gerçek olduğunu nasıl bilebilirim? İnsanın dış dünyayı algılaması beş duyu organının kapasitesi ile sınırlıdır. Beş duyumla algıladıklarıma yüklediğim anlamlar duygularıma zemin oluşturur. Deneyimlerinden elde ettiklerini tek gerçekliği kabul eden zihin, bu deneyimlere dayanarak sınırlarını çizer ve kişinin bu sınırlar içerisinde yaşamasını sağlamaya çalışır. Zihin, kişinin güvenli ve bildiği alanlarda deneyimlere dayalı test edilmiş koşullarda yaşamasını sağlayarak aslında insanı korumaya alır. Bilinmeyen, her zaman risk taşır ve güvenli değildir.

Kişi için gerçeklik, zihninin algıladığına verdiği anlam kadardır. O yüzden insan duygu ve düşünce mekanizmasının izin verdiği ölçüde anlar. Zihin her deneyim sonrasında elde edilen veriyi bir sonraki benzer deneyimde kullanılmak üzere bünyesine alır. Bünyesine aldığı bu deneyim sonucunda duygu, düşünce ve davranış kalıpları oluşturur. Her deneyimin anlamı bir sonraki deneyim için zemin oluşturur. Çocuklar da bu şekilde öğrenir. Kendisine iyi hissettiren deneyimi olumlu kaydeder, iyi hissettirmeyeni olumsuz kaydeder ve deneyimlemekten kaçınır. Zihin kendini hapsedeceği illüzyon dünyasını yavaş yavaş yaratır. İnsan kendi zihninin duvarlarını kendisi örerek, kendini sınırlar içinde yaşamaya mecbur bırakır. Bu sınırlar o kişinin idraki ile ilgilidir, sınırların içi güvenlidir.

Mevcut olanı görürüm, gördüğümü anlamlandırırken daha önce deneyimleyerek oluşturduğum anlam filtrelerinden geçiririm. Her şeyin bu kadar da göreceli olduğu metafizik bir dünyada yaşarız. Öznel algı filtreleri, benimle nesne arasında görünmez bir perde gibidir. Neyi algılıyorsan algıladığın şey o değil, aslında madde ile aramda öznelliğim var. Kişinin duygu, düşünce ve değerleri öznelliğini oluşturur. Hayattaki her ifade ve yaratım, bu öznel kişiliğin dışavurumudur. Kontrolümüz dışında gelişen olaylara verdiğimiz cevaplar, öznel kişilik süzgecimizden geçerek gerçekleşir. Her yanıt kişiye özeldir ve bir sonraki olaylar silsilesini belirleyen bir rol izler. Bakış açıları, olayların nasıl değerlendireceğini belirler, her durum veya aksiyon bir duygu yaratır ya da altında bir duygu vardır. Nesne veya kişi ile her temas bir duygusal alışveriş yaratır.

Duygunun kayıtlı olmadığı bir an yoktur. O halde bir nesneyi bir duygu hali olmaksızın algılamak söz konusu değildir, nesnenin çıplak bir gerçekliği yoktur. Duygusuz bir an olamayacağına göre nesne üzerinde duygunun örtülü olmayacağı objektif bir gözlem düşünemeyiz. Her algı ve hal özneldir, kişiye özgüdür, objektif değildir. O halde duygu ve düşünce olmaksızın bir maddi gerçeklikten söz etmek imkansız hale gelir. Duygu ve düşünce gözlemciye aittir, nesne gözlemci olmadan algılanamaz. Gözlemci özneldir. Nesnelerden oluşan maddi dünya ne kadar gerçektir?

Düşünceler ve duygular değiştiğinde, inanılmaz bir şekilde olayları algılayış da değişir. Beş duyu ile algıladığın her şeye yüklediğin anlam, öznel zihninin süzgecinden geçiyor. Anlamı belirleyen şey bizzat senin kişiliğindir. Değerlerin algına duygu katıyor. Nesne ve olaylar kendi başına bir duygu ifade etmezken senin deneyimin maddeye duygu yüklüyor. Mesela bir kalem tek başına sadece yazma fonksiyonu olan basit bir araç iken onunla yaşanılan deneyim sonucunda senin için kalem çok farklı bir anlam ifade edebilir. Onu sana değer verdiğin birisi hediye etmiştir, onu hatırlarsın veya o kalemi yurtdışından almışsındır, gittiğin o seyahati hatırlatıyordur. Tuttuğun takımdan mağazada seçtiğin gömleğe kadar her şeye bir anlam ve duygu yüklersin. Seni iyi hissettiren nesne ve kişiler hayatında önceliklidir.

Duygu ve düşünce yapısı gördüğün her şeyi sadece kuşatan değil, hatta yaratan bir kaynak. Beyninin inandığı gerçeklik, dış dünyada kendisini deneyimler olarak sana gösteriyor. Yani düşüncelerin sanki bir simülasyon gibi üç boyutlu maddi dünyada yaratılıyor. Düşüncelerin, kişiler ve olaylar üzerinden maddi gerçekliğe yansıma yaparak, yaşam senaryonu yaratıyor. Yaşam, tüm görünümleriyle öznelliğin bir dışavurumu, bir aynasıdır. Bu ayna üzerinden kişi kendisini bilincinin sınırları dahilinde tanıma, değiştirme ve dönüştürme imkanları yaratabilir. Her şey kontrolümüzde değildir fakat olaylara verdiğimiz tepkiler bizim bilincimiz dahilinde gerçekleşir.

Beynimizde yarattığımız şablonlara kişileri ve olayları yerleştirmeye çalışırız. Beyindeki yerleşmiş düşünce kalıpları, gördüğü her olayı istinasız kendi kapasiteleriyle değerlendirmeye ve çözmeye çalışır. Oysaki karşımızdaki insan bizim zihnimizdeki kişi değildir. Elimizde şablonlar vardır ve çaresizce iç ve dış dünyayı bunlarla yönetmeye çabalarız. Özellikle ilişkilerde yaşanan başarısızlık yada hayal kırıklığı denen duygu, bunun neticesinde ortaya çıkar. Hayal kırıklığı, sonucu kontrol edilemeyen bir istek halinin yarattığı duygu travmasıdır. Gerçekliğim benim aynaya yansıttığım ile aynadan yansıyanı benim nasıl değerlendirdiğim arasında gidip gelen karşılıklı bir oyun gibidir. Hayat bu oyun üzerine şekil alıyor. Her şeyi bilemeyiz ama en azından her şeyi bilemeyeceğimizi artık biliriz.

Öznur Uslu

 

 

 

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Bildir
avatar
wpDiscuz

Bunlar da ilgini çekebilir

Kimliği Tanımlanamayan Esrarengiz Cisimler İstanbul’da!

Devamını Oku →