Yazar: 01:50 Ekonomi, Manşet Haberler

Her Şey Gridir

Sana bir soru sorarak başlayacağım yazıma; mutlak iyi ve mutlak kötü, siyah ve beyaz, bir insanda veya toplumda görünebilir mi, yoksa sadece gri mi vardır? Bu soru benim için yakın zamana kadar büyük önem teşkil ediyordu, ta ki her şeyin griden ibaret olduğunu anlayana kadar.

YAZININ VİDEO HALİ

Evet, ben iyi bir birey değilim, kötü bir birey de değilim, iyi bir toplumda yaşamıyorum kötü bir topumda da yaşamıyorum. Griyim ve grinin içinde yaşıyorum basitçe bir karışımdan meydana geliyorum.

Bu karışım öyle bir karışım ki içerisinde ne sadece bireye ne de sadece topluma yer var. O halde bireyin iyi ve kötü yanlarıyla toplumda var oluşu, toplumun iyi ve kötü yanlarıyla bireydeki yansıması, kişisel ve toplumsal gelişimin neresinde?

Yani beyaza, iyiye, kurtuluşa ermek yolunda seni, beni kurtaracak şey kişisel gelişim öğretileri midir, yoksa kalkınmış ve uygar bir toplumun içerisinde yaşayabilmek midir?

Yazılarıma ilgi gösterenlerin ve yorum yapanların yaş profilinden anladığım kadarıyla birçoğumuz ya öğrenciyiz ya yeni mezunuz ya da hali hazırda bir işe başlamış, çalışır durumdayız. Bunlardan hangisi olursan ol, sana soruyorum! Hayatında bir defa da olsa kitap fuarı gezmişsindir ya da kitap satan bir bir internet sitesine girmişsindir. Hatırlamanı istiyorum. Kişisel gelişim, bireysel başarı, zirveye ulaş, zirvede sadece bir kişiye yer var, sen de başarabilirsin ve başarıya giden yolda on adım gibi gibi sloganlarla satılan ne kadar çok kitap gördün?

Kurtuluşun ve kalkınmanın bireysel gelişimde olduğunu iddia eden o felsefenin yaratıcıları, o kitapları yazanlar ve bu düşünce tarzını sürekli pazarlayanlar bir video da olsun, bir reklam da olsun veya bu kitaplarla olsun, kaç defa kapını çaldı? Olabilecek en kötü senaryoyu söylüyorum, tutup bu fikre inandın mı?

Gel seninle bakalım, bir toplumu kalkındıracak tek şey kişisel gelişim mi yoksa bunun başka ve daha önemli itici kuvvetleri mi var?

Sana bu düşünce tarzını pazarlayanların, bu tür hikayeleri hangi mecrada olursa olsun anlatanların, sürekli tekrar ettiği bir hikaye var. Nedir o hikaye?  Bir adam vardır acınası durumdadır, çok uğraşır, kapı kapı gezer, tırnaklarıyla ilerler ve şansı da bir gün yaver gider, HOOOP olur senin benim başıma başarılı birer örnek, zengin bir toplumsal figür. İşte bu ve bunun gibi kıssadan hisseler ile başarılı ve zengin olarak gösterilen toplumsal figürler bahsedilen hikayelerin bir kitapların hep kahramanıdır, baş karakteridir.

Bir de bunlar bir fırsat bulup sahneye çıkıp hikayelerini anlattı mı, alkışlar, bir düzine övgüler, iltifatlar gırla gider. Düşünmeni istiyorum. Birinin kazanırken başkasının kaybettiği bir piyasa düzenin de, kapitalist toplumda eğer zengin olmanın yolu başkaları etrafındakileri daha fazla fakirleştirebilmek ise, gelir adaletsizliğini nasıl olur da kişisel başarılarla ve bu tür hikaye kahramanlarıyla örtebilirsin ki?

Önceki yazıları hatırlamanı istiyorum eğer okumadıysan “Zenginlik Genetikmiş” isimli yazıyı okumanı istiyorum.Toplumsal kalkınmada bireysel şansın ve bireysel başarının genel ivmelenmenin önüne geçemeyeceğini basit bir fikir pratiği ile anlatmak istiyorum, lütfen dikkatli oku.

Senin, benim için, bizim için başarı ve şans denen şey “toplumsal figür” olmak yolunda, aynı kulvarda koşan birer atsa ve bireysel olarak bu atlardan yana şansımız yaver gitmeliyse, içinde yaşadığın toplumda birinin şans eseri kumardan ve piyangodan para kazanması onu başarılı ve şanslı yapmaz mı? Daha da pekiştirmek için bir örnek vereyim. Kapitalizmin “iyi işlediği” ve “serbest piyasanın” olduğu bir ekonomi olan Amerikan ekonomisinde dahi milyoner olma şansının ortalaması, rulet masasında farklı renklere bahis yatıran bir kumarbazın kazanma şansından çok daha düşük.

 

 

 

 

 

 

O anlatılan hikayelerdeki gibi anında sınıf atlayan, kısa sürede zengin olan başarılı insan olabilmek ile piyangodan ikramiye tutturabilmenin arasındaki ihtimal eşitse bu matematiksel olarak iki tarafı da aynı oranda şanslı ve başarılı yapar. Ancak ne o pohpohlanan hikaye kahramanları, ne de piyangoyu tutturanlar, toplumun yaşam standartlarını gerçekten kalkındıracak figürler değildirler.

Eğer başarı denilen şey kapitalist bir düzen ve kapitalist bir toplumda pastaysa ve ondan pay alabilecek insanların sayısı sınırlıysa senin de o zenginler sofrasına oturabilmen için senden önce oturmuş olanların ya sandalyeden kalkmasını, ya sandalyeden düşürülmesini, ya da pastayı yerken boğulmasını bekleme gerekecek.

Tam bu noktada bir şeyi yine tekrar etmek istiyorum çünkü bu çok önemli. Birinin başarısı, bir başkasının başarısızlığına yol açıyorsa veya birinin daha çok zenginleşmesi yine aynı toplumdaki başkalarının fakirleşmesine yol açıyorsa, buna “piyasa” diğer bir tabirle de “kumarhane” düzeni denir ve ne kadar çok kişisel gelişim kitabı okumuş olursan ol ve “ne kadar çok kumarbaz hikayesi” dinlemiş olursan ol, o kumarhaneden içeriye adımın atar atmaz sen artık grisin ve kişisel olarak kalkınmana yol açacak tek şey şansın-talihin.

Sonraki yazılarda neden birinin kazanırken başkasının kaybetmesi gerektiğini çok detaylı bir şekilde değineceğim. Sana “karşı planlama”, “tekelcilik”, “vurgunculuk” ve “piyasaya giriş engelleri” denen şeyi anlatacağım. Ancak şimdi yazını ortasına geldik. Bütün bu betimlemeleri bir kenara bırakacağım ve senin benim hayatlarımızda görebileceğimiz, olağan figürler üzerinden bir soru soracağım.

Bir insan kendini kişisel olarak geliştiremez mi? Elbette geliştirir, kendine entellektüel olarak yatırım yapar, ister okuyarak olsun ister usta-çırak ilişkisiyle olsun, bir meslek edinebilir, bir alanda uzmanlaşabilir… Bunlarda hiçbir sıkıntı yok. Ancak bunların tamamını tamamlayıp “ben gelişmemi büyük ölçüde sona erdirdim artık emek piyasasına girmeye hazırım” dediği andan itibaren o insanın başına ne geleceğini düşünmeni istiyorum.

Daha önceki yazılarda kapitalist piyasa düzeninde her şeyin metalaştığından, her şeyin alınıp satın alınabildiğinden bahsetmiştim. Bu seferde bu arkadaşın başına gelecek olan şey aynı. Nedir o şey? Beyin göçü. Yani daha iyi bir şart ve para sunan bir yurt dışı kaynağının sıfır maliyetle, kendini yetiştirmiş bu elemanı yetiştiği toplumdan alması ve bulunduğu topraklara getirmesi.

Peki içinde bulunduğun toplumda beyin göçü olduğu gerçeğini kabul ederek devam edecek olursak sana şunu sormak istiyorum: Bu ne kadar sürdürülebilir?

Yani kapitalist toplumun bireyden beklentisi kendisine yatırım yapması, kendisini geliştirmesi bunu yaptığı zaman kapitalist piyasa düzeninin kendinden başka bir isteği ortaya çıkıyor, o da emeğini daha iyi bir şart ve imkanlar sunana satması… O halde bunun kaçınılmaz sonucu beyin göçü ise içinde yaşadığın toplumun adeta lokomotifi olacak bu kişilerin kaçıp gitmesine nihayetinde de topumunun geri kalmasına nasıl engel olabilirsin ki?

Benim burada bahsettiğim kalkınma, senin kalkınmadan anlamanı istediğim şey, böyle herkesin şirket-fabrika sahibi olması değil. Teoride, çünkü bu da mümkün değil; herkes başarılı, zengin, şirket, fabrika sahibi olursa o zaman o fabrikalarda kim çalışacak???

O halde mesele bu da değil. Şunu özetlemeye çalışıyorum; kapitalist düzen, kapitalist toplum ve bu piyasa düzeni sürdürülebilir değil. Bunu böyle söylediğin zaman da çıkıp “tabi zirvede sadece birkaç kişiye yer var” diye küstahça söylenen lafları lümpenlerden duyabiliyorsun.

Onlara cevabım şu; zirvede sadece birkaç kişiye yer varsa, zirvede olamayanların perişan ve sefil halde yaşamasını gerektirecek olan şey ne ki?

Bir de şöyle bir komedi var. Buna da bayılıyorum. “Açlık sınırının altında yaşayan bilmem kaç milyon insan var”, “sefillik sırrını altında yaşayan bilmem kaç milyon insan var” diye rakamlar açıklıyorlar. Yahu ne yaptılar, kapı kapı gezip insanlara aç ve yoksul olduklarını mı sordular? Elbette hayır. Kayıtlara bağlı, takip edilebilir ne kadar kazançları varsa onları aldılar ve hanelerdeki insan sayısına böldüler. Kendilerince dediler ki “ya bu insan bu kazançla aç kalıyorlar”.

Böyle mi yapıyorlar dersin? Bu rakamları böyle mi ortaya çıkarıyorlar? Fakirliğin ayıp, yoksulluğun ise sanki saklanması gereken bir şeymiş gibi algınlandığı bir toplumda, kimin karnının aç kimin karnının tok olduğunu nereden biliyorlar?

Sana soruyorum. İçinde yaşadığın toplumda “bu yoksulluğu bitirmek” adına ister vicdanı rahatlatmak için olsun, ister gerçekten içinden geldiği için yapıyor olsun, o kişisel gelişimini tamamlamış “başarılı insanlar” bağışlarda ve yardımlarda bulunmuyorlar mı? Sadece senin ülkende de değil kapitalist birçok toplumda olduğu gibi   böyle kişiler bulmak mümkün.

Nasıl, bu yardımlar o insanları iyi veya kötü birer birey yapmıyorsa, nasıl içinde bulundukları toplumu iyi veya kötü bir toplum haline getiremiyorsa, ve yapılan bütün sosyal yardımlar en sonunda kocaman iltihaplı ve apaçık bir yaraya minnacık pansumanlar halinde geliyorsa, kötülük ve iyilik dahi alınıp satılabiliyorsa, sms mesajlarıyla ve iban numaralarla fiyatlandırılabiliyorsa ve sürdürülebilir olmayan bu kapitalist sistem-piyasa düzeni, toplumsal kırılmanın ve adaletsizliğin asıl kaynağı olarak hala ortada durabiliyorsa; her şey gridir!

Sadece gri vardır, iyi ve kötü, siyah ve beyaz yoktur çünkü her şey alınır ve satılır bu düzende. Üstelik başka bir dünya ve hep birlikte kurtuluş mümkünken.

SESLİ MAKALE OLARAK DİNLE

29.06.2020 Sevan Onur Duman, DARPHANE PODCAST dizisinden.

(Visited 29 times, 1 visits today)
Kapat
Yandex.Metrica