Yazar: 13:14 Ekonomi, Manşet Haberler

Money is Money Baba

Bu yazıma yeryüzünün en az sorgulanan dini olan PARA’dan yani SERMAYE’den bahsederek başlayacağım. Son yazımdan bu vakte kadar geçen sürede ne senin ne de çocuklarının bir daha asla çalışmamasını gerektirecek kadar zengin olamadığını farz ediyorum.

YAZININ VİDEO HALİ

Normaldir. Ben de uzun yıllar boyunca bunu kabullenmemekle, problemin bende olduğunu düşünmekle ve nerede yanlış yaptığımı düşünmekle geçirdim. Ta ki paranın canlı bir varlık olduğunu anlayana kadar. Evet. Para canlıdır, para nefes alır, para göz kırpar, para ıslık çalar, canı istediği zaman yanına arkadaşlarını toplar, yeşil yeşildir, kımıl kımıldır.

Keyfi yerindeyse kendini ikiye katlar, üçe katlar ama günün sonunda dönüp dolaşıp aynı yeri bulur, darphane. Bu yazı serisinden bahsetmiyorum, merkez bankalarından bahsetiyorum.

Bir şeyi merak ediyorum, bütün giyim markalarını marka değerleri düşmesin diye sezon sonu satılmayan ürünlerini toplayarak yaktıklarına dair fısıltılar duymuşsundur belki. Peki satılmayan bu lüks marka kıyafetlerin yaşadığı akıbeti para da yaşıyor desem? Doğru duydun.

Merkez bankaları “ihtiyaç fazlası” olan ne kadar basılmış para varsa rezervleri eritmek adı altında toplayıp bütün paraları yakıyor. Bu ritüellerin gerçekleşmesi için ya az önce söylediğim gibi paranın ihtiyaç fazlası haline gelmiş olması lazım ya da tedavülden kalkmış olması lazım.

Her iki ihtimalde de kitap karşıtı, bağnaz bir rejimin büyük alevler yakıp yüz binlerce kitabı aleve atarak yaktığı film sahnelerini hatırlamanı istiyorum çünkü bu bana bir şeyi çağrıştırıyor: Paranın yaşam döngüsü.

Ticaret yapan her kartelin yapmak isteyeceği gibi dünya ülkelerinin merkez bankaları yani bankaların kartelleri, bankaların bankası en büyük banka ve onların da üstünde olan Dünya Bankası, kartellerin de karteli el patron bir şeyden emin olmak istiyor; para talebi ve para arzı.

Bu kapitalist bir düzende neden önemli? Yani piyasada sürekli ne kadar para olacağı, bu paraların ne zaman yakılması gerektiği.. Bunun tahmin edilesi bir sebebi var yani paranın değeri nominal yani iradi yani atfedilmiş bir değer.

Oysaki bugün eline bir on Amerikan Doları alsan belki o parayı üretmek için birkaç cent harcamış olsalar bile o ülkedeki kartel banka, Amerikan Merkez Bankası, “bu paranın değeri on birimdir” dediği için o paranın nominal değeri yani varsayılan değeri on birim olarak kabul ediliyor.

Hemen bir örnekle neden merkez bankalarının kartel olduğunu ve sattıkları mal olan paranın, onun üretiminin, onun sevkiyatının ve onun imhasının bir kartel işi gibi göründüğünü basit bir örnek ile anlatalım.

Oturdun kafa patlattın ve dedin ki, “ben yeryüzünün en lezzetli çikolatasını yapacağım ve hatta o çikolata öyle bir çikolata olacak ki aynı 90’larda bakkallarda satılan çikolatalarda olduğu gibi onları birer altın para gibi ambalajlayacağım ve satacağım üstelik içine öyle bir koruyucu madde koyacağım ki son kullanma tarihi asla geçmeyecek ve bozulmayacak”.

Dediğini yaptın. Dünyanın en güzel çikolatasını icat etmeyi başardın. Sonra onu piyasaya sürdün ve inanılmaz oranda beğenildi, herkes senin çikolatanı konuşur, herkes senin çikolatanı yer hale geldi.

Bir yiyen bir daha vazgeçemez hale geldi. Adeta bağımlılık yarattı. Senin çikolatan aşağı, senin çikolatan yukarı, senin çikolatan öyle güzel, böyle tatlı. Ağızdan ağıza yayıldı kulaktan kulağa yayıldı. Tabi sende ciddi bir miktar kazanç elde ettin ama piyasada tek başına değildin rakiplerin vardı. Uzun uzun düşündükten sonra dedin ki; “ya tamam serbest piyasa, rekabet falan ama, ya diğer çikolata markası sahipleri de bir gün benim yaptığımdan daha lezzetli çikolata yaparsa?”

Sermayenin doğası gereği o markaları pasifize etemek istedin ve baktın ki tek yolu; diğer çikolata markalarının kontrolünü ele geçirmek.

Alttan alttan o markaları satın almaya başladın veya piyasaya giriş maliyetlerini reklamlar ile artırıp, patentler ve satın aldığın denetmenler ile piyasaya girişi engelleyebildiğin kadar engelledin. Bir süre sonra o kadar büyüdün ki, aslında insanlar başka rakip bir markadan çikolata aldığını sansa da sana kazandırmış ve seni daha çok zengin hale getirmiş oluyordu.

Sonra başladın istediğin fiyattan çikolatanı satmaya. Bu senin için kolaydı çünkü sahte bir rekabet yaratır hale geldin ve günün sonunda kazanan taraf olmayı başardın.

Bu sırada başka bir şey daha oldu, artık insan senin çikolatanı yemeden bir gün dahi geçiremez hale geldiler ona tapınmaya, onu kutsallaştırmaya başladılar. Hatta iş o boyuta geldi ki insanlar dediler ki “ya biz bugünden sonra yapacağımız alışverişlerde bu para gibi gözüken çikolatayı kullanmak istiyoruz, maaşlarımızı onunla almak istiyoruz, yatırımınızı onunla yapmak  istiyoruz, hayatın her alanın da bu çikolata olsun”. Çikolata aşağı çikolata yukarı, çikolata aşağı çikolata yukarı…

Sen de dedin ki; “tamam ben zaten bu işin karteliyim. Bu malın üretimi de benim kontrolümde, istediğim zaman istediğim kadar üretirim” ve bu dediğinde de başarılı oldun.

İşte merkez bankalarının tarihini en basit bu şekilde anlatabilirdim sana. Eğer sen de araştırırsan şunu göreceksin ki; bu bankaların ilk örnekleri her Amerikan eyaletinde farklı farklı özerkliklerle kurulup, işletilirken bir gün nasıl olduysa hepsi tek bir banka altında toplanma fikrini kabul etti ve ruhlarını kartele teslim etti.

Aynen bugün bütün dünya ülkelerinin merkez bankalarının ruhlarını Dünya Bankası denen kartele teslim ettiği gibi sonra başladı o banka istediği ülkeye istediği fiyattan para satmaya.

Tabi bunu yaparken adeta senin benim geleceğimi ipotek ederek, o paralar üzerinden faiz kazanmaya… Para fazla basıldığında  ve değeri düştüğünde de karteller dedi ki “hoop para tabanını daraltıyoruz”, topladı piyasada bütün parayı tabi bunu da faizi arttırarak yaptı sonra bütün o paraları yaktı. Bunu adeta bir ritüel gibi birkaç yılda yapmaya başladı.

Sen, ben, biz, dünyanın gariban halkları yeryüzünde en çok inanılan ancak bir o kadar da az sorgulanan bu dinin mensupları haline geldik.

Bu dünyadaki cennetimizi para dini ile kurmaya, bu dünyadaki iyiliklerimizi para ile yapmaya, bu dünyadaki gündelik ibadetlerimizi para kullanarak yerine getirmeye ve paranın tapınağı olan bankalar ile kapitalist devletlere olan para cinsinden olan borçlarımızı adeta günah yememek için mümkünse zamanında ödemeye çalıştık. Para dininin savaşlarına kurban gider olduk. Ekonomik krizler olduğunda ve bu dinin tapınakları ile rahipleri bizlerden bedel istediğinde birikimlerimizi ve  kazançlarımızı bu dine kurban ettik, daha çok yoksullaştık…

Paranın tanrısı yeni bir tanrıydı çünkü öteki dinler İbrahim’den çocuğunu kurban etmesini isterken, bu din senden çocuklarının geleceğini kurban etmeni istiyordu. Kapitalistlere kalırsa yanlış olan bu para dininin  kendisi hiç mi hiç değildi. Hatalı olan hep sendin hep bendim, biz yoksullar olarak para dininin günahkarlarıydık. Sözde yanlış yatırım kararları almıştık, birikimimizi koruyamamıştık, iyi birer açık göz olamamıştık, fırsatları değerlendirememiştik…. Falandı filandı suçlarımız bunlardı.

Günün sonunda kendimizi içinden çıkamadığımız bir dinin mensupları olarak bulduk. PARA. Üstelik başka bir dünya ve kurtuluş mümkünken.

SESLİ MAKALE OLARAK DİNLE

02.07.2020 Sevan Onur Duman, DARPHANE PODCAST dizisinden.

(Visited 37 times, 1 visits today)
Kapat
Yandex.Metrica