Yazar: 12:23 Ekonomi, Manşet Haberler

EKMEK ASLANIN AĞZINDA MIDIR?

Bu yazıma hiç sevmediğim bir deyimden bahsederek başlayacağım: “Ekmek aslanın ağzındadır”. Öyle mi gerçekten? Burada ekmekten kasıt ne? Rızık mı, kazancın, gelirin mi akşam sofraya koymaya çalıştığın yemek mi, bursunu kazanmaya çalıştığın iyi bir üniversite mi, başvurduğun iş ilanı mı, ne?

Ekmek aslanın ağzındadır dediler, ne ekmeğin ne olduğunu ne de aslanın ne olduğunu oturup bize anlatmadılar. Beklediler ki bu ve bunun gibi kıssalardan biz payı çıkaralım.

YAZININ VİDEO HALİ

Şimdi en başta uyarayım, tutup sana tembellik vaaz etmeyeceğim ama seninle paylaşmak istediğim ve benimle zamanında kendimi kaptırdığım bir yanlış anlama ve aldatmadan bahsedeceğim.

Ne senin, benim diyetimde ekmek olmalı. Ne de aslanın diyetinde ekmek var.

Ayrıca bu aslan kim, bu aslan ne? Niye zihinlerimizde aslan gibi bir hayvanın temel ihtiyaçlarımızı yani yaşamımızı sürdürmemizi gerektiren araçları, imkanları ağzında tuttuğunu düşünmemizi istiyorlar ki?

Umuyorum ekmeğin aslanın ağızında olduğunu düşünenlerden değilsindir. Eğer öyleyse sana anlatacaklarım var, dikkatli oku.

Şimdi bu düşünce tarzını bize, halkın geniş kısmına vaaz edenlerin bizden şöyle bir beklentisi vardı, “öyle bedavaya ekmek yok, hayatta kalmak istiyorsan tırnaklarınla kazıyacaksın, sürekli bir mücadele içinde olacaksın, hayatta kalmak istiyorsan sıkı ve mümkünse sadece bizim için çalışacaksın, biz aslanlar için çalışacaksın” vah vah vah…

Tamam güzel çalışalım, peki neden kendi hayatımızı kurtarmak için kendimize çalışmıyoruz da “aslanlara” çalışıyoruz?

Ekmeği böyle zor bir kefeye koyan düşünce tarzı ve sana hayatta kalabilmen namına kendileri için çalışmanı vaaz edenler bizler, halk olarak zenginlerin inandırmaya çalıştığı şekliyle düşündükçe nasıl bir yere varıyorlar? Elbette daha da zengin bir geleceğe…

Bu zenginlik öyle bir zenginlik ki ancak kapitalist toplumda yer alan çıkar grupları ve o grupların mensupları tarafından inşa edilebilmiş bir zenginlik. Peki bu öğretim ne kadar doğru? Şuna bakmak lazım, sana bana kendisi için çalışmanın en doğru yol olduğunu vaaz eden bu zenginler ve onların çıkar gruplarına bakmak lazım.

Bu bir tarikat olabilir, bu bir cemaat olabilir, bu bir siyasi parti olabilir, bu bi loca veya lonca olabilir, bu bir iş adamları derneği olabilir hiç farketmez, farz et ki bu grupların hepsi sermayeyi temsil ediyor olsun. İçinde yaşadığın kapitalist toplumda bu bir nevi öyle zaten.

Sermaye ve onun çıkar grupları sana bana ekmeğimizin ve geleceğimizin kendi ellerinde olduğunu vaaz ederken, tam aksini yaparak sırf halk bu zenginlikten faydalanamasın, yoksul kalsın ve sömürülebilsin diye zenginliği içerde o çıkar grubunun içerisinde tutabilmek için kapalı birer ticaret ve alışveriş düzeni inşa etmektedir.

Diyelim ki bu vaazlara kandık veya bu sahte gerçekliğin farkındayız ve buna ikna edildik peki neden, hiç sorguladın mı? Neden temel ihtiyaçlarını yani barınma, sağlık, eğitim, gıda, ulaşım basitçe huzurlu yaşamanı sağlayacak bütün ihtiyaçlarını karşılayabilmen için üstün bir performans, yüksek bir başarı, diğerlerinden farklı olmak, aradan sıyrılabilecek cesareti göstermek, merdivenleri ikişer üçer atlamak (-ki neden merdiven olduğunu hiç anlamadım neden hep yukarı gidiyor birileri yani aşağıda kalıp kıymetli olan kimse olamaz sanki -) kısacası neden çok basit ihtiyaçlar için bu basit ihtiyaçlarımızı karşılayabilmek için halk olarak sürekli kendimiz için veya çocuklarımız için geleceğimizi “aslan” gözüken çakalların ağzında arıyoruz.

Bence bunun bir sebebi var: Kapitalist toplumlarda geniş halk kitlelerine birer fare muamelesi yapıldığını gördüğüm bildiğim ve düşündüğüm için senden tam olarak böyle düşünmeni istemesem de bir ricam var; ufak bir rica. Rica ediyorum lütfen aklına getir. İzlediğin kıyamet senaryosu filmlerini, dünyanın yok olmanın eşiğine geldiği filmleri, insanlığın son anda mahvolmaktan kurtulduğu filmleri, doğal felaket filmlerini aklına getir.

Felaketten kaçan halk nasıl gösterilir bu filmlerde? Burası çokomelli, tamda şöyle gösterilir; aciz, bi çare, bir çözüm bulabilmekten uzak, kendi geleceğini ellerine alabilmekten geri durur vaziyette, bir kurtarıcı bekler halde, faka basmış, ayvayı yemiş halde gösterilir. Neden o aynı filmlerde Clark Joseph, Tony Stark, Bruce Wayne gibi milyoner ve “zeki, kahraman”lara kurtuluş için ihtiyaç duyulur?

Zengin olamayabilirsin, zeki olamayabilirisin çünkü bu iki özellikte bugünün dünyasında artık neredeyse kast gibi aileden çocuğa, nesilden nesile geçer hale geldi. Şimdi. Geniş ve yoksul halk kitlelerinin sürekli kendilerinin aciz olduğuna ikna edilmesi, ekmeklerinin, geleceklerinin hatta kurtuluşlarının “aslanların, kahramanların” elinde olduğuna ikna edilmesi sanki sistemli bir şekilde senin ve benim bizim bir nevi ırkçı bir propagandaya, ırkçılığa maruz kaldığımızı göstermez mi?

Senden rica ediyorum bütün bu zırvaların bütün bu retoriklerin ve kıssaların, anlatılara gelen savsataların hiç mi muhattabı olmadın?

Şimdi dikkat! Senden gözlerini açmanı istiyorum mesela şunu sor: Neden sürekli birileri çıkıp, dünyanın her yerinde ve sistemli olarak şu tarz cümleler kuruyor; “aslında dünyayı reptilianlar, uzaylılar, illuminati gibi değişik örgütler yönetiyor, insanlığın kaderine gizli ve güçlü örgütler karar veriyor, on kişi, on beş kişi toplanıyor ve bazı kararlar alıyor, elli yıllık yüz yıllık planlar yapıyor gördünüz mü, işte bu icatta bu olayda bu gelişmede onların planıydı”…

Örnekler çoğaltılabilir ama bütün örneklerin ortak noktasının şu olduğunu göreceksin, buna ister bir kitapta denk gelmiş ol ister bir filmde denk gelmiş ol ister televizyonda tartışma programında denk gelmiş ol sonuç aynı konuşulan şeyin alt mesajı aslında “senin iradenin hiçbir önemi olmadığı, senden büyük ve kontrolünde olmayan güçlerin insanlığın kaderinin ne olcağına dair bazı kararlar aldığı ve bu kararları yürürlüğe koyduğu, senin benim aciz olduğumuz ve hiçbir şeyi değiştirmeye gücümüz olmadığı” gibi sinsi bir alt mesaj.

Geldik asıl meseleye, peki bunu neden yapıyorlar? Yani neden kendi öz çıkarları için daha halkçı bir gelecek inşa etmek isteyecek geniş halk kitlelerine; “siz durun durduğunuz yerde, zaten birileri sizin yerinize düşünüyor, zaten birileri sizin yerinize karar veriyor, zaten birileri her şeyi planlıyor” gibi özgüven kıran mesajları veriyorlar.

Artık bu devasa sazan sarmalının farkına vardığını ve inceden inceye sorgulamaya başladığını zannediyorum ve ben eminim ki okuyucum olarak bu yazıyı okuduktan sonra algında bir seçicilik olacak, ve her nerede halk olarak ve halkın bir parçası olarak düşüncelerini küçümseyen bir propaganda ile karşılaşırsan bunun farkına varacaksın.

Bu progandayı yapmak zenginler için neden önemli? Bunun yine bir o kadar basit bir sebebi var; büyük komutan Sun Tzu’nun Savaş Sanatı’nda dediği gibi “asıl galibiyet karşı tarafından savaşma azmini ve umudunu yok etmektir.”

Bizim hakkımız olan müreffeh bir geleceğe inanmamız, emeğimizin ve geleceğimizin “aslan” diye anılan çakalların ağzında olmadığı bir geleceğe inanmamız ve bu gelecek için adeta savaşmamız kimin çıkarına gelmiyorsa işte o kapitalist zırvaları ısıtıp ısıtıp önüne getiren de onlardır.

Bu durum sürekli ihtiyaçtan fazlasını üreten, ihtiyaçtan fazlasını ürettiği için kendine yeni pazaralar ve işgal edecek topraklar arayan bir düzen için, kapitalist düzen için kaçınılmaz bir durumdur.

Zengin ve fakir çatışmalarının hem soyut hem de somut olarak yaşandığı bir kapitalist topluma dair böyle gerçekleri tutup bir lümpene anlattığında sana vereceği cevap açıktır ve önceden hazırlanmıştır; “E kardeşim bu liberal bir düzen, bak sen bile özgürsün bu kapitalizmi ve zengileri eleştirmekte, kendi finansal bağımsızlığını yaratmanın yani ekmeği aslanın ağzından almanın önünde ki engel ne ki?”

Hah öyle mi? Özgür müyüm? Dur sana ben bir örnek vereyim.

Eğer ben bu yazılarımdan bir tanesinde, bir tane fakiri hedef alıp aşağılarsam ya hiçbir şey olmaz ya ucuz yırtarım ama bütün fakirleri aşağılarsam, onları hedef alarak konuşursam içinde bulunduğum toplum beni linç eder. Şimdi aynı denklemi bir de zenginler için kuralım; ben tutup bütün zenginlerin aleyhine konuşursam, zenginler bunu iplemez, mevzuyu şahsileştirmezler ama tutup sadece bir zengini kişisel olarak hedef alırsam ve o yönde konuşmaya devam edersem işte o zaman kendim için beni pekte iyi şeyler beklemez.

Bu da böyle bir çelişkidir ortada böyle dramatik bir çelişki vardır. Senden isteğim bu çelişkinin farkına varmandır.

Yazının sonlarına geliyoruz birkaç aydır insanlık olarak o yazının başında anlattığım kıyamet senaryolarına yakın bir senaryo yaşıyoruz, salgının içindeyiz.

Evet. Malum COVID-19 salgını adeta bir kıyamet gibi koptu. Eğer açıp istatistiklere bakarsan, en büyük can kayıplarının yaşlı huzur evlerinde gerçekleştiğini, düşükgelire sahip şehir bölgelerinde gerçekleştiğini göreceksin. Peki bunun sebebi ne ve konumuzla alakası ne?

Teksas eyaletinin vali yardımcısının Dan Patrick’in ülke ekonomisinin normale dönmesine karşılık yaşlılar kendilerini feda edebilir demesi konumuzla nasıl alakalı?

Geliyoruz bam teline. İnsanlığın çıkarına işlemeyen bu kapitalist düzenin bir krizle karşılaştığında o ağzında tuttuğu söylenen ve hakkımız olan ekmeğin bizden anında esirgemesi, işten çıkarmalar ve sosyal güvencesilzik ile boğuşur hale gelmemiz, aslan sandığımız çakalların maskesini düşürmedi mi? Üstelik başka bir dünya ve hep birlikte kurtuluş mümkünken.

SESLİ MAKALE OLARAK DİNLE

(Visited 34 times, 1 visits today)
Kapat
Yandex.Metrica