Yazar: 13:34 Anahtarcı Yazıları, Manşet Haberler

Göbeklitepe – Atlantis’in ruhuna El Fatiha…

Göbeklitepe’deki kazılar esnasında yapılan keşifler sonucu bilinen insanlık tarihinin binlerce yıl öncesine ötelendiği söyleniyor. Popüler tabirle Göbeklitepe bütün ezberleri bozdu. Ancak şu an dünya üzerinde yapılan arkeolojik kazı ve bilimsel çalışmaların %90’ı Mısır üzerine yoğunlaşmış durumda. Bu tutkulu araştırmalar neden hep Antik Mısır üzerine? Bilim çevreleri arkeolojik çalışmalar için ayırdıkları paranın neden neredeyse tamamını antik Mısır medeniyeti odaklı harcıyor? Bırakın Göbeklitepe’yi, ayağınız ile şöyle bir eşelediğiniz zaman tarih fışkıran Anadolu ve Mezopotamya topraklarında neden yeteri kadar arkeolojik ve bilimsel çalışma yapılmıyor? Hiç düşündünüz mü? Sebebi Atlantis olabilir mi?

Son buzul yani Pleistosen çağı, günümüzden iki buçuk milyon yıl önce başlamış ve tam da en üst seviyede soğukların yaşandığı zirve döneminde bilinmeyen bir sebepten dolayı MÖ. 10800 yılları civarında aniden sonlanmıştır. Bu son gizemli buzul çağı sonrasında arkeolojide kullanılan ismi ile Paleolitik Çağ yani Taş Devri başlar. Bu tarihten öncesi insanlık tarihi hakkında birkaç bilimsel veri ve kısıtlı miktardaki ezoterik bilgi haricinde neredeyse hiçbir şey bilinmemektedir. Teorik olarak birkaç yüz bin sene daha sürmesi gereken son buzul çağının aniden bitmesine sebep küresel boyutta yaşanan büyük bir olay olabilir mi? Yoksa Nuh Tufanı gerçek mi?

Kutsal kitaplarda Nuh Tufanı olarak adı anlatılan bu muhteşem doğa olayının izlerini dünya üzerindeki neredeyse tüm toplumlarda rastlıyoruz. Masallardan efsanelere, mitolojiden dinlere neredeyse her coğrafyada büyük bir afetten bahsediliyor. Tüm insanlığın ortak hafızasına kazınan bu olayın bilimsel verilerine ise henüz ulaşılmadığı söyleniyor. Kur’an’ı Kerim’de zikredildiği gibi “dağlar gibi dalgalar” oluşturabilecek, yeryüzünün tamamını kaplayacak kadar suyun dünyada var olmadığı savunuluyor. Ana akım bilim adamlarına göre küresel boyutta bu kadar korkunç bir felaketin yaşandığına dair hiçbir iz yok.

Alternatif teoriler üreten birçok “başka” bilim adamı, araştırmacı ve yazar bulunmakta. Bu tezlerden belki de en ilginçlerinden birisi “eksen kayması teorisi”… Bilindiği üzerine hali hazırda dünyamız eksenine göre 23,5 derece eğik durumda. Bu sayede mevsimler oluşuyor, dünyamız yaşanacak bir yer haline geliyor. Dünya’nın eksen eğikliğinin sebebi ise Ay’ın çekim kuvveti… Eksen kayması teorisine coğrafi kutuplar tarih boyunca defalarca yer değiştirmiş. MÖ. 10800 civarında dünyanın ekseninin 30 derece kadar kaydığı ve günümüzdeki halini aldığı söylenmekte. Henüz ana akım bilim adamları tarafından net bir şekilde kabul edilmeyen bu teoriye göre Antarktika bir zamanlar ılıman iklime sahip yaşanabilir bir yerdi. Anadolu toprakları ise yengeç dönencesi içindeydi.

Eksen kaymasından önce Alaska’nın Yukon Bölgesi’nde bulunan antik kutup merkezinin olduğu bölgede günümüzde Amerika’nın HAARP üssünün olması da enteresan bir durum olarak göze çarpıyor. Bu nokta merkez alınarak çizilecek bir antik ekvator çizgisinin ise Keops Piramidi, Nazca Çizgileri, Ankor Tapınağı, Paskalya Adası, Machu Picchu gibi ilginç noktaların tam üzerinden geçiyor olması da ilgi çekici bir durum.

Moai Heykelleri

Paskalya Adası

Kozmik bir olay, belki de Ay’ın etkisi ile Dünya’nın ekseni 30 derece kayınca büyük bir doğa felaketi yaşanmış olabilir. Belki de bu sayede buzların erimesi, okyanusların kabarması, depremler, fırtınalar, kuvvetli akıntılar ve benzeri faktörler sayesinde büyük bir Tufan yaşanmıştır. Kur’an’da Nuh bahsi çok defa geçerken tufan konusunun özellikle “Kamer” yani “Ay” suresindeki ayetlerde anlatılması da dikkat çekici bir konudur.

Kısa zaman önce Antarktika’daki piramit şeklindeki oluşumların bulunması Atlantis’in aslında burada olabileceği konusunda üretilen teorilerin tekrar popüler hale gelmesine sebep oldu. Eğer dünyanın ekseni gerçekten de söylendiği gibi değiştiyse Atlantis’in de belki de burada olması muhtemel gözüküyor. Buzulların altında bulunan ve sadece tropikal bölgelerde yetişen bitki kalıntıları bilim adamları için önemli bir ipucu olmalı. Bir süre önce Sibirya’da bulunan MÖ. 10.000’ler civarında aninden donarak öldüğü söylenen Mamutların midelerinden çıkartılan son akşam yemeklerinin de tropikal özelliklere sahip bitkiler olması bu teoriyi destekleyici durumda.

Dünyadaki Ley Hatları

Bu güne kadar Nuh Tufanı ile ilgili birçok teori ortaya atıldı. Günümüzden birkaç milyon sene önce yaşanmış olduğunu söyleyenler de var, gelecekteki bilinmeyen bir zamanda yaşanacak ve insanın soyunun geçmişe aslında bir zaman makinesi olan Nuh’un gemisi ile götürüleceğini anlatanlar da. Böyle bir olayın imkânsız olduğunu, insanların uydurduğu güzel bir masal olduğunu savunanlarda yok değil. Nuh tufanının bir metafor olduğunu ve insanlık tarihinde benzeri yıkımların defalarca yaşandığını düşünenler de var.

Hz. Nuh zamanında yaşanan tufan mı Atlantis’in sonunu getirdi bilinmez. Belki de yaşanan büyük felaketlerden sadece birisiydi kayıp kıtanın yok oluşu. Ancak şöyle bir gerçek dikkatimizi çekmekte: İnsanlığın yaşadığı büyük yıkımlar, felaketler ve yok oluşlar sonrasında bu büyük acıyı anmak ve hafızalara kazımak için Göbeklitepe benzeri yapılar hep yapılmıştır. Bosna katliamı, Nazilerin Yahudi soykırımı, Çanakkale şehitliğindeki abide ve sayısız birçok eser hep büyük acıların izlerini taze tutmak ve geçmişi anmak için inşa edilmiştir.

Stonehenge ve Göbeklitepe gibi yapıların mimari benzerliklerinin yanı sıra bu kült alanlarının aslında çiftleşme ayinlerinin yapıldığı yerler olabileceği tezleri de konuşulmaya başlandı. Arkeolojik kazılarda bulunan bulguların ışığında bölgede sadece insan değil hayvanların da çiftleştirilmiş olabileceği söyleniyor. Acaba Nuh Tufanı benzeri büyük bir yıkım sonrası insan ve hayvan popülasyonunun artması için törenlerin düzenlendi ve canlıların çoğalmasına teşvik edici kutsal yapılar mı inşa etti atalarımız?

Peki ya Atlantis? Yok olan atalarını izlerini torunları Mısır’da mı arıyor? Yoksa Atlantis’in yok oluşuna Mısırdaki piramitler mi sebep oldu? Yoksa piramitler sayesinde dünyanın ekseninin kaymasını önlemeye mi çalışıyorlardı. Peki birileri neden Göbeklitepe değil de Mısır’da arıyor kendi köklerini? Yoksa kök yani soylarının Hz. Nuh’a dayanmadığını mı düşünüyor bir takım insanlar? Kim bunlar? Bu da başka bir yaz konusu…

Size bir de ipucu vereyim. Nuh ismi tersten Hun olarak okunur. Eski Türk metinleri soldan sağa okunan batı dillerinin aksine sağdan sola doğru yazılmaktaydı. Hunlar ise Türklerin kurduğu kadim imparatorluklardan birisinin adıydı. Anlaşılan Nuh ile Hun arasında enteresan bir ilişki var. Kayıp Kıta Mu konusu var bir de. Yoksa Türklerin kökeni Mu değil de Um kıtasına mı dayanıyor? Kayıp Um kıtasıDeniz ülkesi… Umman… Düşünmeye lütfen devam edelim dostlar.

Sevgi ve Saygılarımla…

Emre Gürcan

[email protected]

(Visited 140 times, 1 visits today)
Kapat
Yandex.Metrica